Kenan Bahadır
Wolfgang Becker’in yönetmenliğini üstlendiği 2003 yapımı “Good Bye Lenin!” filmi, Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte yaşanan politik, kültürel ve ekonomik dönüşümleri; sosyalist bir anne ile oğlu Alex arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor. Film genel hatlarıyla bireysel bir hikâye üzerinden tarihsel bir kırılma anını ve bu kırılmanın toplum üzerindeki etkilerini görünür kılarak izleyiciye sunuyor.
1970’li yılların sonunda Alex’in babası Batı Almanya’ya kaçar ve bu durum annesini derin bir sessizliğe sürükler. Ancak bir süre sonra hayata yeniden tutunan anne, sosyalizme daha sıkı bağlanır ve sosyalist iktidara katkı sunmak için aktif bir mücadele içerisine girer. 1980’li yılların sonlarında Berlin Duvarı’na karşı düzenlenen bir “özgürlük” eyleminde oğlu Alex’in tutuklandığını gören anne yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle kalp krizi geçirir ve komaya girer. Bu süreçte Alex ve kız kardeşi her gün hastanede anneleriyle ilgilenir. Film, tam da bu noktadan sonra gelişmeye başlar.
Anne komadayken Berlin Duvarı yıkılır. Bu olayın ardı sıra kapitalizm Demokratik Almanya’ya ve işçi sınıfına karşı zaferini yavaş yavaş ilan eder. Aylar sonra annesi uyandığında ise inandığı ve uğruna mücadele ettiği dünya artık neredeyse yok olmuştur. Doktoru, ani bir heyecan ya da şokun annenin hayatını tehlikeye sokabileceğini söyleyerek Alex ve kız kardeşini uyarır. Bunun üzerine kardeşler, annelerini evlerine götürür ve ona sosyalizmin hâlâ devam ettiğine dair yapay bir dünya kurarlar.
Bu noktada film, karşılaştırmalı bir ütopya kurgusu sunar. Bir yandan sosyalist iktidarın kimi eksikleri ve kısıtları eleştirilirken, diğer yandan kapitalizmin beraberinde getirdiği sorunlar mizahi ve hüzünlü bir anlatımla aktarılır. Filmin başlarında bir kapitalizm savunusu ya da sosyalizm düşmanlığı yapılacağı izlenimi oluşsa da film temelde her iki sisteme dönük politik, ekonomik ve kültürel eleştirisini dengeli bir biçimde sunar.
Film, Demokratik Almanya ekonomisine yönelik bazı eleştiriler barındırmakla birlikte, asıl eleştiri oklarını kapitalizme yöneltir. Kapitalizmin gelişiyle birlikte atölyeler kapanmış, işsizlik ciddi biçimde artmıştır. Alex’in kız kardeşi eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış ve yeni açılan bir hamburger zincirinde çalışmaya başlamıştır. Bu durum, kapitalizmin zaferinin yalnızca parlak vitrinlerle değil, aynı zamanda yarattığı yıkımla birlikte geldiğini gösteren çarpıcı sahnelerden biridir. Filmin ilerleyişinde pek çoğu küresel sermayenin simgesi hâline gelmiş markaların hızla ülkeye yayılması ve kenti kaplayan reklam tabelaları kapitalizmin “zaferinin” görsel anlatımıdır. Ancak bu zafer; işsizlik, pahalılık ve kültürel yozlaşma gibi sorunları da beraberinde getirmiştir.
Alex’in çalıştığı atölye kapandıktan sonra bir uydu televizyon şirketinde çalışmaya başlaması ve iş arkadaşıyla birlikte kapı kapı gezerek uydu satmaları, kapitalizmin kendi hegemonyasını medya ve iletişim araçları üzerinden hızla yaymaya çalıştığının göstergesidir. Film, kapitalizmin iletişim araçlarını ne denli etkili kullandığını bu örnek üzerinden aktarırken; müzik, eğlence anlayışı ve giyim tarzları üzerinden kültürel düzeyde yaşanan değişimleri de bir tür “çürüme” olarak sunar. Duvarın yıkılmasından sonra uyuşturucu kullanımına dair sahnelerin gösterilmesi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Annesi uyandıktan sonra sosyalizmin yenilgisini öğrenmemesi için mücadele eden Alex, arkadaşlarıyla birlikte sahte haber yayınları hazırlayarak annesine izletir. Kültürel dönüşüm, dilde de kendini gösterir; örneğin sosyalizmde “kozmonot” olarak adlandırılan kavram, kapitalizmde “astronot” olarak karşımıza çıkar.
Filmde dikkat çeken noktalardan biri de Alex’in babasını bulmak için bindiği taksideki şoförün eski bir Alman kozmonot olmasıdır. Kapitalizmle tanıştıktan sonra taksi şoförü olarak çalışmaya devam eden bu karakter üzerinden, işsiz kalma ve hayatını sürdürebilmek için kendi alanı dışında çalışmak zorunda kalma olgusu vurgulanır. Film, sosyalizme yöneltilen ekonomik eleştirilerin, pratik hayatta kapitalizmde çok daha ağır biçimde yaşandığını göstermektedir. Tarihsel olarak bakıldığında, bir çiftçiyi uzaya gönderebilen bir sistemden; okulunu bırakıp hamburger satmak zorunda kalan bir öğrencinin olduğu bir ekonomik sisteme geçiş söz konusudur.
Sosyalizme yöneltilen yaygın eleştirilerden biri, bireylerin birikimlerine devletin el koymasıdır. Film bu eleştiriyi tersine çevirerek, kapitalizmde bu durumun çok daha vahşi biçimde gerçekleştiğini vurgular. Alex ve kız kardeşinin, annelerinin birikimini yeni para birimine çevirmek için bankaya gittiklerinde “son gün” gerekçesiyle reddedilmeleri, emeğin ve birikimin sermayenin kontrolünde olduğunu açıkça gösterir.
Çalışma hayatına dair eleştiriler de filmde yer bulur. Alex’in annesinin yanında uyuyakaldığı sahnede; annenin söylediği “Alex eskiden işten eve döndüğünde bu kadar yorgun olmazdı” cümlesi, kapitalizmde çalışma koşullarının daha ağır ve çalışma saatlerinin daha uzun olduğuna dair bir göndermedir. Yeni sistemde işsizlik ve ağır çalışma koşulları, özellikle iki dönemi de yaşayan jenerasyon için oldukça çarpıcı bir sorundur.
Filmde tarihsel bir hata da bulunmaktadır. Alex, annesi için kurduğu senaryoda Batı Almanya’dan Demokratik Almanya’ya insanların göç ettiği yönünde haberler kurgular. Bu duruma annesinin büyük şaşkınlık göstermesi ise tarihsel gerçeklerle pek örtüşmemektedir. Zira anti-faşist savunma istihkâmı varken dahi Batı Almanya’dan Alman Demokratik Cumhuriyeti’ne yaklaşık 500.000 yurttaş gelmiştir. Bu algı, Batı bloğunun yıllarca yürüttüğü kara propagandanın bir sonucudur; Doğu’dan Batı’ya kaçışlar sürekli vurgulanırken, ters yöndeki göçler çoğunlukla görmezden gelinmiştir. Dolayısıyla annenin bu kurgu habere karşı gösterdiği büyük şaşkınlık bir miktar boşa düşmektedir.
Filmin etkileyici sahnelerinden biri de Batı’dan gelen göçmenlere yardım etmek isteyen annenin, bunu bir sorumluluk bilinciyle yapmaya çalışmasıdır. Bu sahne, sosyalizmin yarattığı insan profilini temsil eder. Film boyunca bireysellik ve bencillik yerine toplumculuk ve sorumluluk bilincinin öne çıktığı birçok sahneye yer verilmiştir. Kolektif kültür, bir apartman dairesinde dahi kendini gösterir; iş bölümü yapılır, bina komitesi kurulur ve herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir. Aynı zamanda sosyalist sistemin, birçok alanda yetkin ve çok yönlü bireyler yetiştirdiği de çeşitli sahnelerle aktarılmaktadır.
Filmin sonunda anne, inandığı ülkenin hâlâ var olduğunu düşünerek mutlu bir şekilde hayata veda eder. Ancak bunca kapitalizm eleştirisine rağmen “sosyalizm neden yıkıldı?” sorusunu cevapsız bırakmamak gerekir. Bu sorunun cevabını filmin başlarında Alex’in söylediği şu cümlede bulmak mümkündür:
“Annem, kapitalizmin zaferi boyunca uyudu.”
Kapitalizme karşı daha “uyanık” olmamız dileğiyle, iyi seyirler.

