Deniz Düzgün
Orta Doğu’nun ve Türkiye’nin çocuklarına… Bu şiir, çocukluğu yarım bırakılmış olanlara yazıldı. Gökyüzünü önce savaş uçaklarının, sonra yalanların kapladığı şehirlerde büyüyenlere.
Bazıları için çocukluk bir oyundur. Bazıları için ise bir siren sesidir. Birileri masalarda sınırlar çizerken, haritaları değiştirirken, petrolü, toprağı ve iktidarı paylaşırken bedelini en çok çocuklar ödedi.
Bombaların altında büyüyenler, mülteci yollarında yürüyenler, yıkılmış evlerin önünde sessizce bekleyenler Ama yine de hiçbir iktidar, hiçbir ordu, hiçbir karanlık, bir çocuğun cebindeki güneşi tamamen söndüremedi.
Bu şiir, elleri kirli savaşlara bulaşmamış olanların, yeryüzünü yeniden kuracağına inananlar içindir.
BİR AVUÇ GÜNEŞ
Git çocuk,
yollara düş yine.
Rüzgarın savurduğu sabahları ara,
kimsenin eğilip almadığı.
Biraz güneş getir bana
yıkık duvarların ardından,
paslı kapıların aralığından
kaçıp kurtulmuş bir ışık gibi.
Belki bir ağacın dalında kalmıştır,
belki bir kuşun kanadında
yanlışlıkla taşınmıştır buraya.
Karanlık uzun sürüyor bu şehirde,
akşamlar erken iniyor sokaklara.
İnsanlar pencerelerini kapatıp
gökyüzünü unutuyor.
Sen yine de
biraz güneş topla benim için.
Avuçlarında erisin ışık,
ceplerine dolsun sabah.
Ve eğer bir gün
güneş fazlasıyla çoğalırsa dünyada,
birazını da
başka yalnızlara götür.
Git çocuk,
sabahın en ince yerinden geç.
Henüz kimse uyanmamışken
topla ışığın dökülen kırıntılarını.
Biraz güneş getir bana.
Kaldırımlara düşmüş olsun,
ya da bir ağacın dalında
unutulmuş bir sarı tüy gibi.
Bir avuç yeter.
Çünkü bu şehir
akşamı çabuk öğreniyor,
pencereler erken kapanıyor.
İnsanlar gökyüzünü
uzak bir masal sanıyor artık.
Sen yine de
biraz güneş topla benim için.
Avuçlarında ısınsın sabah,
ceplerinde çoğalsın gün.
Ve eğer güneş fazla gelirse sana
birazını bırak
yol kenarında oturan yalnızlara—
belki onlar da hatırlar
ışığın nasıl başladığını.
Git çocuk,
yine sabahın en ince yerinden geç.
Kimselerin eğilip almadığı
ışık parçalarını topla.
Biraz güneş getir bana,
kaldırımlarda unutulmuş olsun.
Belki bir ağacın dalında
sarı bir kuş tüyü gibi kalmıştır.
Bir avuç yeter.
Çünkü bu şehir
geceyi uzun seviyor artık.
Pencereler erkenden kapanıyor,
gökyüzü kimsenin aklına gelmiyor.
Sen yine de
biraz güneş topla benim için.
Avuçlarında çoğalsın sabah,
ceplerinde büyüsün gün.
Ve eğer yolun uzaklara düşerse
birazını da bırak
yol kenarında oturan yalnızlara—
belki bir gün
hepimiz hatırlarız
güneşin nasıl doğduğunu.
10:37

