Berfin Gülsoy
Kadınların mücadelesi, takvimde belirli bir güne sığmaz. Emperyalizme, gericiliğe ve sömürüye karşı duran kadınlar olarak bu mücadele, tek bir kutlama gününün değil, her günün pratiğinde omuz omuza büyütülen bir direnişin adıdır.
Bugün bu mücadele, yüzyıllardır biriktirilen kazanımların üzerine çöken yeni bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Kadınların hak, eşitlik ve özgürlük uğruna verdiği mücadele; iktidarın adım adım örüp ilerlediği gericilik sarmalıyla tehdit altına alınmaktadır. AKP’nin sürekli törpülemeye çalıştığı laiklik ilkesi, bu mücadelenin merkezinde durmaya devam etmektedir. Laikliği tasfiye etme girişimlerini, onun içini boşaltma çabalarını ise yakından tanıyoruz.
Somut Yüzler, Somut Gerçekler
Bu tanışıklık soyut değildir. Tarikat ve cemaat eliyle kızıyla birlikte tecavüze uğrayan, ardından hak arayışı içindeyken yaşamını yitiren Fatma Nur Çelik’in hikayesinden tanıyoruz bu zihniyeti. Hiranur Vakfı’nda altı yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesine gösterilen sessizlikten tanıyoruz. İsmailağa Yurdu’nda çocuklara yönelik istismarı örtbas edenlerin tutumundan, Süleymancılar Yurdu’ndaki taciz vakalarından tanıyoruz. Çocuklara cinsel istismardan yargılanan bir tarikat şeyhinin bugün kamuoyu önünde “affedilmesinden” tanıyoruz.
Tüm bu olgular karşısında sessiz kalanlar, bu sessizlikleriyle bir tutum sergilemiştir. Biz bu zihniyeti tanıyor ve ona karşı duran kadınlar olarak varlığımızı kararlılıkla ortaya koyuyoruz.
Emperyalizm, Coğrafyayı Aşan Bir Şiddet
Mesele yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Emperyalist politikalar, dünyanın dört bir yanında kadınları ve çocukları hedef almaktadır. ABD ve İsrail’in İran’da ilkokul çağındaki kız çocuklarının okuduğu bir okulu bombalaması, bu gerçeğin en acı yansımalarından birini oluşturmaktadır. İran medyasının aktardığı verilere göre 165 çocuk bu saldırıda hayatını kaybetmiştir. Suriye’de HTŞ, Afganistan’da Taliban örnekleri ise emperyalist müdahalelerin kadınlar ve çocuklar üzerinde nasıl bir baskı aracına dönüştüğünü gözler önüne sermektedir. Bu saldırganlığa göz yumanlar da aynı biçimde tanınmaktadır.
Emperyalizmin boyunduruğu altında kalmayı reddetmek, yalnızca bir slogan değil, bağımsızlık mücadelesinin fiili bir parçasıdır.
Kutlamak mı, Mücadele Etmek mi?
8 Mart’ı yalnızca bir “kutlama” olarak ele almak isteyenlere şunu sormak gerekir: Çocuklar istismara uğramayı bıraktığında, kadınlar öldürülmediğinde, laikliğin içi boşaltılmadığında — o zaman gelin, hep birlikte kutlayalım. Ama bugün, henüz o gün değildir. Bugün mücadele günüdür.
Bu düzen, kadına yönelik şiddeti çeşitli mekanizmalarla normalleştirirken yoksulluğu kader olarak dayatmakta, açlığa şükran duymayı telkin etmekte, çocukların eğitime erişim hakkını fiilen gasp etmektedir. Buna boyun eğmek, bu teslimiyeti onaylamak anlamına gelir.
Gericiliğe karşı laikliği, emperyalizme karşı bağımsızlığı, sömürüye karşı eşitliği savunmak; hem bir tutum hem de bir sorumluluktur. Sınıf mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin ve laiklik mücadelesinin bu kesişim noktasında yer almak, kadınlar için her gün olduğu gibi 8 Mart’ta da bir mücadele başlığıdır.
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

