
Bizler, bu düzenin eşitsizliklerle şekillenen gerçekliğini tüm çıplaklığıyla gören; bu gerçeğe boyun eğmeyen, aksine ona karşı toplumsal bir alternatifi büyütme iradesini kuşanan sosyalist gençleriz. Karanlığın olağan, suskunluğun makbul, umutsuzluğun makul sayıldığı bir dönemde; düşüncenin yaratıcı gücüne, sözün dönüştürücü kudretine ve örgütlü mücadelenin birleştiriciliğine inananlarız.
Bugün yaşadığımız düzende eğitim ticarileştirilmiş, öğrenciler yalnızlaştırılmış, bilimsel düşünce sistemli biçimde baskı altına alınmıştır. Bu tablo, gençliğin kendi sözünü kurmasını yalnızca bir hak değil, aynı zamanda tarihsel bir zorunluluk haline getirmiştir. Çünkü kamusal kaynakların sermayeye peşkeş çekildiği, toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, ifade özgürlüğünün her geçen gün daha da daraltıldığı ve laikliğin tasfiye edildiği bir dönemde; gençliğin örgütlü varlığı, yalnızca bir seçenek değil, yaşamsal bir ihtiyaçtır.