İdil Altın
Geçtiğimiz ay TRT’nin uluslararası dijital platformu Tabii, “Gökkuşağı Faşizmi” adını verdikleri bir sözde belgesel yayınladı. TRT bu belgeseli “Son yıllarda küresel ölçekte etkisini artıran LGBTQ+ lobilerinin amaçlarını, işleyişini ve etki alanını ele alan belgesel” olarak tanımlıyor.
Belgeselin kendisine geçmeden önce başlığı incelemekte fayda var. Başlığın kendi başına bile absürt olması bir yana; MHP ile iktidar ortaklığına soyunan, kendi içerisinde de faşizan unsurları bulunduran AKP’nin “faşizm” kelimesini pejoratif anlamda kullanıyor olması şaşılacak şey doğrusu.
Gönül isterdi ki belgeselin her bölümünü ayrı ayrı inceleyelim. Lakin içindeki türlü safsatalar bir yana, belgeselin kendisi bile kötü çekildiği için bölümler ilerledikçe aynı safsatalar tekrar edilmeye başlanıyor. Bu sebeple yazımız belgeseli genel hatlarıyla inceleyecek.
Belgesel ana hatlarıyla her ne kadar bütün LGBTQ+ bireyleri hedef alıyor olsa da trans ve non-binary bireyler üzerine çubuk bükülmüşe benziyor. Bunun nedeni, kendisini “uluslararası” olarak tanımlayan Tabii platformunun; uluslararası ölçekte, düzen içi sol-liberal çevrelerde dahi “Trans Dışlayıcı Radikal Feminizm (TERF)” ve “T’siz LGB (LGB without T)” gibi özellikle transfobi temelli akımların ortaya çıkmasıyla birlikte, transfobinin diğer LGBTQ+ öznelerine yönelik nefrete kıyasla daha kitlesel hâle gelmesinden güç almak istemesidir.
1. Hata: LGBTQ+ Bireyler Travma Sonucu Mu Oluşuyorlar?
Bu bağlamda belgeselin ana söylemlerinden birisi, tabii ki diğer LGBTQ+ özneler de dahil olmak üzere, başta trans bireylerin trans olmalarının sebebini çocukluk travmalarına sahip olmaları ve bu travmaların “Trans ideolojisi” veyahut “LGBTQ+ lobisi” tarafından istismar ediliyor olmasıdır. Bu söylem aslında bir gerçeklikten yola çıkmakta. Güncel araştırmalar gösteriyor ki maalesef LGBTQ+ bireyler ortalamada daha travmatik geçmiş deneyimlere sahipler.[1]
Bu noktada çok önemli bir istatistik kuramını yeniden hatırlatmak gerekiyor: “Korelasyon nedenselliği gerektirmez.” Ortalamada LGBTQ+ bireylerde daha travmatik geçmiş olduğunu saptamak, LGBTQ+ olmanın travmatik geçmişe bağlı olduğunu ortaya koymaz. Hatta daha akılcı bir yaklaşım nedensellik ilişkisini, eğer böyle bir nedensellik var ise, tersten kurmak olurdu. LGTBQ+ bireylerin toplum içerisinde büyük derecede ayrımcılık, baskı ve şiddet mağduru oldukları reddedilemez bir gerçek ve maalesef ki LGBTQ+ çocuklar da bu durumdan azade değiller. Kişilerin cinsiyet kimliği 3 yaşında, duygusal yönelimleri ise yaklaşık ilkokul çağında gelişmeye başladığını hesaba katacak olursak; nedenselliğin aslında belgeselde bahsedilenin tam tersi olduğu açıklığa kavuşuyor. LGBTQ+ bireyler travmatik geçmişlerinden ötürü LGBTQ+ bireyler olmadılar; LGBTQ+ bireyler, LGBTQ+ oldukları için travmatik geçmişe sahipler.
2. Sorun: LGBTQ+ Bireyler ve Sağlık Sektörü
Belgesel, tabii ki de komplo teorisyenliğine soyunduğu “istismarcı trans ideolojisi ve LGBTQ+ lobisi”nin yaptığı “istismarı” açıklamaktan geri durmuyor. Belgesel öyle iddia ediyor ki “trans ideolojisi” çocukları bedenleriyle alakalı geri döndürülemez kararlar almaya zorluyor ve onların travmaları üzerinden para kazanmaya çalışıyor.
Para kazanılması kısmına değinmeden önce belgeselin “geri döndürülemez işlemler”den kastını ve trans çocuklara yapılan işlemleri açmak gerekiyor. “Geri döndürülemez işlemler”den kasıt tabii ki de hormon ilaçları ve ameliyatlar ve belgesele göre tabii ki bu ikisi de çocuklara uygulanıyor. Kafası karışık çocuklarımız LGBTQ+ lobisinin kötü emelleri için kandırılıyor ve bir anda hormona başlatılıp ardından hemen ameliyat ediliyorlar!
Ameliyatların etkisinin geri döndürülemez olduğunu kimse reddetmeyecektir, lakin hormon meselesi daha karmaşık. Evet, eğer vücudunda testosteron az üretilen bir bireye testosteron verirseniz sesi kalınlaşır ve bunu geri döndürmek ancak ameliyatla olur; aynı şekilde eğer vücudunda östrojen az üretilen bir bireye östrojen verirseniz ve bu birey yağ dağılımını değiştirmeye yönelik hayatını düzenlerse bunu sonradan düzeltmek sadece hormonu keserek olmaz.
Ancak tıbbi prosedür Türkiye’de halihazırda zaten LGBTQ+ çocukları tamamen desteksiz bırakırken, batı ülkelerinde bile bu tasvir edilenden çok farklı işlemekte. Erken ergenlikteki çocuklara endokrinolojik veyahut cerrahi herhangi bir müdahale bulunmamakta, ergenliğinin ortalarına gelen çocuklara ergenliklerinin etkilerini geciktirici etki yaratan hormon terapileri gözetilmekte ve ergenliğinin sonlarına gelen çocuklara ise dikkatli bir tıbbi inceleme sonucunda vücutlarında az üretilen eşey hormonu verilmektedir ve bu grupların hiçbiri ameliyat edilmemektedir. Tabii ki burada sistematik bir durum üzerine konuştuğumuz unutulmamalı ve tekil ve istisnai vakalar kendi koşullarında değerlendirilmelidir.
Şimdi gelelim meselenin para kısmına. Evet, sağlık sektörü özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde LGBTQ+ bireylerin sağlık sorunları üzerinden yüklü miktarda para kazanmakta. Fakat burada sorun LGBTQ+ bireylerin sosyal haklar kazanıp bu sağlık süreçlerine dahil olmalarında mı, yoksa insanların en temel haklarından biri olan sağlık hakkını paraya bağlı kılıp o hakkı gasp eden özel sağlık sisteminde mi? Konu LGBTQ+ bireylerin sağlığı olunca ağzından “lobileşme” ve “kazanç” sözcükleri düşmeyen sağın ve belgeselin yapımcısı olarak özellikle AKP hükümetinin konu bir bütün olarak toplum sağlığı olduğunda suspus olmaları tesadüf mü? Tabii ki değil. Sağlık sistemi bir bütün olarak bedava ve erişilebilir olsa sağlık bakanı Kemal Memişoğlu’nun ihalelerini verdiği Menzil Tarikatı gibi tarikatlar[2] veya kendi özel hastanesine sahip eski sağlık bakanı Fahrettin Koca gibi sağlık baronları nasıl zenginliğine zenginlik katacaklar?
3. Sorun: LGBTQ+ Görünürlüğü Bir Sorun Mu?
Belgesel aynı zamanda “LGBTQ+ lobisinin” işgalci olduğunu, kendi ideolojisini propaganda ettiğini ve giderek yaygınlaştırdığını söylemekte ve bu konu hakkında hakkında felaket tellallığı yapmakta. Bu propagandadan kastın da görsel anlatım sebebiyle medyada ve toplumda artan LGBTQ+ bireylerin görünürlüğü olduğu çok açık. Yani belgeselin anlatmak istediği bir diğer şey de “LGBTQ+ bireyler daha fazla görünürlük sağladıkça toplumda daha fazla insan bu lobinin oyununa gelecek ve istismar edilecek. Bu sebeple bu görünürlük toplum sağlığı için yok edilmeli.”
Öncellikle bu iddianın gerçekçiliğini inceleyelim. Toplumda kendini LGBTQ+ birey olarak tanımlayan insan oranı son yıllarda artışa geçtiği bir gerçek. Fakat bu artışın nedeni insanların görerek sonradan LGBTQ+ birey olmaları değil, kendilerini ifade edecek alan bulabiliyor olmalarıdır. Toplumda LGBTQ+ bireylerin görünürlüğü arttıkça ve daha normal karşılanmaya başlanınca haliyle kendini gizli tutan bireyler gittikçe artan oranlarda kendilerini açmaya başladılar.
Bunun yanında eğer gerçekten kişinin kendi cinsiyet beyanı veyahut cinsel yönelimi gibi temel unsurlar dışarıdan görerek etkilenilebilecek şeyler olsalardı bugüne kadar ki cisheteronormatif medyanın ezici gücü günümüzde hiçbir LGBTQ+ bireyin kalmamış olmasına sebebiyet verirdi.
Ancak bu meseleye bir de öbür tarafta bakmakta fayda var. Medyadaki LGBTQ+ bireylerin görünürlüğünün atmasının altında tabii ki iyi niyet aramak naifçe olurdu. Peki o halde neden bu artış? Sebebi aslında basit, dünyada LGBTQ+ hareketleri arttı, fakat ne yazık ki bu hareketler kendine düzen içi bir yol izleme kararı aldı. Bu artış sayesinde kapitalizm kendine metalaştırabileceği yeni bir alan yaratmış oldu. Artık günümüzde bu sebeple ayında her türlü ürün gökkuşağına boyanıyor, şirketler medya organlarından kendilerinin ne kadar insancıl olduğunu vaaz ediyor, dizi ve filmlerde sığı temsiliyetler sağlanıyor.
Halbuki her yeri gökkuşaklarına boyalı da olsa şirketler yine şirkettir ve doğaları gereği halk düşmanı yapılardır. Şirketlerin sistemi LGBTQ+ bireylere evsizlik, işsizlik yaratıp onları fuhuşa zorlamaktadır ve bu gerçeği şirketlerin açtığı gökkuşağı bayrağı gizlemeye yetmez.
Sonuç
Özetlemek gerekirse bu belgesel LGBTQ+ bireyler hakkındaki muhafazakâr görüşleri tekrar etmekte, gerçeklerden yola çıkan çarpıtmalarla bu görüşleri desteklemeye çalışmaktadır. Bu gibi kara propagandalara karşı LGBTQ+ bireylerin emekçi kitlelerle ortak yürüteceği mücadele göstermelik ve sığ bir görünürlüğe karşın gerçek özgürlüğü getirecek ve gerçek faşistlerin kimler olduğunu gösterecektir.
[1] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37431452/
[2] : https://www.birgun.net/haber/yeni-saglik-bakaninin-icraatlarini-birgun-yazmisti-menzilciyi-zengin-etti-541744

