Burak Masat
Bağımsızlık mücadelesine ve devrimci gençliğe dönük gerici saldırının, Kanlı Pazar’ın üzerinden tam 57 yıl geçti. Dünya barışının düşmanı, katil Amerika’nın 6. Filosu’nu İstanbul’da protesto eden öğrenci gençliğe ve yurttaşlara dönük kanlı saldırının nedenini günümüz perspektifinden incelediğimizde taşların yerine oturduğunu daha rahat anlayacağız. Fakat öncelikle Kanlı Pazar’da olanlara değinmekte fayda var.
1969 yılının Şubat ayında, 6. Filo’nun tekrardan İstanbul Boğazı’na geleceği öğrenilir. Gençlik örgütleri bunun üzerine ortaklaşa bir şekilde filoya karşı bir eylem düzenleme kararı alır ve Türkiye genelinde eylem hazırlıklarına ve çalışmalara başlanır.
O sırada İsmail Kahraman (ilerleyen yıllarda Refah Partisi’nden milletvekili ve Kültür Bakanı, AKP döneminde ise TBMM Başkanı oldu) önderliğindeki Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve İlhan Egemen Darendelioğlu önderliğindeki Komünizmle Mücadele Derneği eş zamanlı olarak 16 Şubat tarihinde gerçekleşecek olan saldırıya hazırlanmaktaydı. Bu noktada bu iki örgütün gelecek yıllarda Türkiye siyasetinde oldukça önemli roller üstlenecek iki üyesini anmakta fayda var. İlki; MTTB’de aktif olarak faaliyet yürüten Abdullah Gül ki kendisi 2000’lere geldiğimizde AKP’nin kurucu üyeleri arasında yer alacak, sonrasında da başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapacaktı. Diğer önemli isim ise Komünizmle Mücadele Derneği’nin yöneticilerinden Fettullah Gülen. Gülen sonraki yıllarda kendi cemaat örgütlenmesini kuracak, örgütü aracılığıyla AKP’yi iktidara taşıyacak, AKP ile uzun bir dönem beraber yürüyecekti. 15 Temmuz 2016’da da darbe girişimine kalkışarak AKP ile ortaklığına son verecekti. Bu karanlık örgütlerin yanı sıra basında da yurtsever öğrencilere karşı kampanyalar yürütülmüştü. Sağcı gazeteler eliyle ve Mehmet Şevket Eygi imzalı yazılarla saldırıya çağrıda bulunulmuş ve ilerici, yurtsever, devrimci gençlere karşı “cihat” ilan edilmişti.
16 Şubat 1969 günü içinde devrimci gençlik örgütleri, meslek örgütleri ve sendikaların bulunduğu 76 kurum, Beyazıt Meydanı’nda toplanarak Taksim Meydanı’na doğru “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü”nü başlatmışlardı.
Taksim Meydanı’nda hazırlıklı bekleyen sağcılar, yurttaşların alana girmesiyle birlikte “cihada” başladılar. Sopalarla, satırlarla, bıçaklarla gerçekleştirilen saldırıda Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan isimli 2 işçi hayatını kaybetmiş, 200’den fazla kişi yaralanmıştı. Taksim Meydanı adeta kan gölüne dönmüştü. 16 Şubat 1969 günü Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine karşı yapılan bu saldırı, tarihimizde Kanlı Pazar olarak anılarak akıllara kazınmıştır…
13 Kasım 2002, 24 yıldır devam eden istibdat rejiminin miladı… Gericilik, tarikatların egemenliği, tek adam rejimi, bombalı saldırılar, özelleştirmeler, ekonomik ve siyasi krizler, darbe girişimi ve emperyalizme göbekten bağlanmış bir Türkiye.
AKP iktidara geldikten 1 yıl sonra ABD’nin Irak işgali başlamış, Ortadoğu’ya açık bir şekilde müdahale gündeme gelmişti. “Türkiye Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu etmektedir” ifadelerini kullanan Erdoğan’ın işgale dair tutumu da AKP’nin tarihsel rolü gereği bizleri pek de şaşırtmamalıdır.
Bunu takip eden süreçte yaşanan “Arap Baharı” sonrasında Libya lideri Kaddafi’nin öldürülmesi, Suriye’ye dönük emperyalist müdahale, Filistin’e yönelik İsrail’in soykırıma varan katliamı ve geçtiğimiz aylarda cihatçı çeteler eliyle Suriye’de gerçekleşen darbe. Yukarıda AKP’nin tarihsel rolü ve kökeni gereği tutumundan bahsetmiştik, yaşanan bu süreçlerde de tutumunun pek farklı olmadığını görmekteyiz. Esad rejiminin düşüşünü büyük bir mutlulukla karşılayan ve buradan ucuz bir siyaset döndürmeye çalışan iktidarın Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) ve ABD’nin dünya üzerindeki hegemonyasını ne kadar önemsediğini de tekrardan görmekteyiz.
Anlatmak istediğim bugün Türkiye sağının riyakarlığı, esasen herkes tarafından bilinen bir gerçek haline gelmiş durumdadır. Bugün olduğu gibi dünde sağcılar din ve millet hamasetiyle ABD emperyalizmine sarılmış, memleketine sahip çıkan emekçilere, gençlere, sola saldırmıştı. Bu bağlamda Kanlı Pazar özel bir yere sahiptir.
Varmaya çalıştığımız sonuca gelirsek, bugün iktidarda olanlar 57 yıl önce Kanlı Pazar’ı gerçekleştirenler, Amerikan 6. Filosu’nu kıble belleyip karşısında namaz kılanlar, birçok devrimci öğrencinin ve yurttaşın ölümüne sebep olanlardır. Gericilerin 57 yıl önce gerçekleştirdikleri kanlı saldırı 2026 Türkiye’sinde emperyalizmin Ortadoğu’daki emellerinin gerçekleşmesi için önemli bir yere oturmaktadır.
Peki, Kanlı Pazar’da, 1977 1 Mayıs’ında, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de, Beyazıt’ta, Gezi’de, Suruç’ta, Ankara Gar’ında boşuna mı kan döküldü? Ölenler boşuna mı öldü? Emperyalizm başarmış mıdır?
Tabii ki de hayır! 57 yıl önce Türkiye’nin bağımsızlığına atılan bu saldırının hesabını ancak mücadeleyle, ancak aklımız, vicdanımız ve irademizle mücadele ederek; emperyalizme karşı bağımsızlık diyerek, gericiliğe karşı laiklik diyerek ve tüm bunların karşısında sosyalizm diyerek sorabiliriz. 57 yıl önce dökülen kanın hesabını soracak olan, Türkiye’nin aydınlık geleceği olan ilerici, yurtsever gençlik ve işçi sınıfıdır. Bu nedenle tüm ülkemiz gençliğini emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

