Nehir Gökçınar
1941-1944 yılları arasında Nazi kuvvetlerinin işgal ettiği topraklardan biri, Beyaz Rusya. Hitler’in yaklaşık 628 köyü içinde yaşayanlarla birlikte yakıp yok ettiği bir soykırım. Filmin uyarlandığı kitabın yazarı Ales Adamivich; o yıllarda 15-16 yaşlarında, okula ara verip partizanlara katılmış, işgale karşı gerilla savaşında bulunmuş. Bu deneyimleri ışığında The Khatyn Story isimli kitabını yayımlamıştır. Sonrasında bu kitaptan senaryolaştırılan filmimiz gelir.
Elem Klimov’un Gel ve Gör filmi; İkinci Dünya Savaşı’nı alışılmış kahramanlık anlatılarının dışına çıkararak Nazilerin Belarus’ta uyguladığı soykırımı merkezine alır. Film; savaşın zafer ya da strateji değil, yıkım ve travma olduğunu hatırlatır.
Faşizme karşı mücadelenin romantik değil, zorunlu olduğunu gösteren sert ve sarsıcı bir filmdir. Gel ve Gör izlenmez, ona maruz kalınır. Sistematik katliamı izleyiciye mesafe bırakmadan gösterir. Fim seyirciye güvenli bir seyir vermez, aksine onu yanan köylerin ve çığlıkların içine çeker. Faşizmin ne olduğunu anlamak isteyenler için rahatsız edici ama vazgeçilmez bir yüzleşmedir. İnsanlığa karşı işlenen suçların çok eskide kaldığı yalanını yok eder. Ayrıca faşizmi yalnızca bireysel kötülüklerin toplamı olarak değil, belirli bir sınıfsal ve tarihsel düzenin ürünü olarak ele alır. Belarus’ta yaşanan soykırım filmde istisnai bir vahşet gibi değil, faşizmin mantıksal sonucu olarak sunulur.
Köylerin yakılması ve sivillerin sistematik katli sermaye düzeninin kriz anlarında başvurduğu çıplak şiddetin en uç örnekleridir.
Flyora adında 15-16 yaşlarında bir çocuğun gözlerinden aktarılır her şey. Ekrandan gözümüzü ayırmamamızı amaçlayan bir yapım değildir. Aksine gözlerimizi kaçırmak isteriz çünkü aktarılanlar son derece gerçekçi ve abartısızdır. Kısa bir süreliğine Glasha adında genç bir kız eşlik eder Flyora’ya, onun trajedisi de tüm Belarus halkından aşağı değildir.
Film Sovyet sinemasının savaş anlatısındaki ideolojik tutumunu çok net bir şekilde yansıtmaktadır. Gel ve Gör, Nazi barbarlığını teşhir ederken halkı pasif kurbanlar olarak resmetmez. Sovyet partizan direnişini örgütlü ve kolektif bir savunma olarak sunar. Bireysel kahramanlık anlatılarından çok, halkın topyekûn direnişi öne çıkar. Bu yönüyle film, Sovyet propaganda geleneğini bilinçli bir biçimde kullanır. Bu propaganda şatafatlı zafer sahneleriyle değil, bedeli ağır olan bir direnişin gerçekliğiyle kurulur. Bireysel kurtuluş anlatılarını reddeder, kurtuluşun ancak örgütlülükle mümkün olduğunu vurgular. Bu anlamda film faşizme karşı mücadelenin ahlaki olmadığını politik ve sınıfsal bir zorunluluk olduğunu açıkça ifade eder.
Film boyunca tanık olduğumuz şey yalnızca bir vahşetten fazlasıdır. Faşizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığının, çocukluğu, masumiyeti ve yaşam sevincini nasıl yok ettiğinin somut ifadesidir. Flyora’nın yüzünden yavaş yavaş silinen çocukluk, savaşın zamandan bile hızlı yaşlandıran bir felaket olduğunu gösterir.
Hitler’in çocukluğuna kadar giden kesitte film boyunca tüfeğini kullanmayan Flyora, Hitler’in portresine ateş eder, bu sahne yalnızca bireysel bir öfke patlaması değildir; tarihsel bir hesaplaşmanın simgesidir. Flyora tüfekle Hitler’in fotoğrafına ateş ederken montaj geriye doğru akar: savaş görüntüleri, Nazi mitingleri, yükselen faşist kitleler, ardından Hitler’in gençlik ve çocukluk fotoğrafları belirir. Görüntülerin tersine akışı, sanki tarihin geri sarılması ve yaşanan yıkımın hiç olmamış olması arzusunu temsil eder. Flyora, katliamların sorumlusuna duyduğu haklı öfkeyle ateş eder; fakat fotoğraf Hitler’in bebeklik haline geldiğinde durur. Tetiği çekemez. Bu duraksama, faşizmin doğuştan gelen bir “kötülük” değil, tarihsel ve toplumsal koşullar içinde üretilmiş bir siyasal biçim olduğunu ima eder. Film böylece kötülüğü metafizik bir alana taşımaz; onu somut tarihsel süreçlere bağlar. Flyora’nın ateş edememesi bir merhamet anı değil, insanın doğuştan suçlu olmadığına dair trajik bir farkındalıktır. Ancak montajın tekrar ileriye akması, tarihin geri çevrilemeyeceğini ve faşizmin ancak örgütlü mücadeleyle yenilebileceğini hatırlatır. Bu sahne, bireysel intikamın yetersizliğini, tarihsel sorumluluğun ise kolektif olduğunu güçlü bir sinemasal dille ifade eder.
Özetle Gel ve Gör izlenmesi zor ama izlenmesi gereken bir filmdir.

