İdil Altın
Giriş
AKP’nin tasarladığı kuirfobik yasaların, 11. Yargı Paketi ile yürürlüğe girmesi beklenirken son anda gelen büyük tepkiler sebebiyle yasa tasarısı geri çekilmişti. Ardından şubat ayında AKP ile yakınlığı bilinen Türkiye Gazetesi “LGBT’yi övene 3 yıl hapis yolda!” başlığı ile bir haber yayınladı. Bu haber ile bahsi geçen yasalar yeniden gündem oldu.
Bu gündemin üzerine kapitalist ve sosyalist devletlerde kuir meselesi üzerine geliştirilen yaklaşımları aktarmak gerekli hâle geldi. Liberal medyanın çarpıtmalarının aksine sosyalist sistemlerde geliştirilen yaklaşımlar, bundan yarım asır önce sosyalizmin bu konuda ne kadar ileri adımlar attığını ve sosyalizm için eşit yurttaşlık ilkesinin ne kadar temel bir ilke olduğunu gözler önüne seriyor.
AKP İktidarının Hedefi
1. Trans Uyum Sürecinde Değişiklik
Öngörülen değişikliklerden ilki trans bireylerin uyum süreci için yaş sınırının 18’den 25’e çıkarılmasıdır. Trans bireylerin büyük bir kısmı kendi cinsiyet kimlikleri ve doğuşta atanan cinsiyetleri arasındaki uyumsuzluktan ötürü büyük bir duygusal ızdırap çekmektedir, bu durum “cinsiyet disforisi” diye adlandırılmaktadır.[1]
Cinsiyet disforisi, trans bireyler için o kadar kritik bir meseledir ki trans bireylerin en iyi ihtimalle %47,4’ü, en kötü ihtimalle %53,2’si hayatlarında en az bir kez intihar etmeyi denemiştir.[2]
Bu meselenin ciddiyeti sebebiyle en ufak geçerli gerekçe olmaksızın bu süreci 7 yıl ötelemek; trans bireylerin akıl sağlığı açısından ölümcül sonuçlar yaratabilecek bir değişikliktir. Hatta açıktan söylemek gerekir ki bu değişiklik, trans bireyler üzerinde psikolojik bir işkence ve sessiz sedasız gerçekleştirilen bir katliam girişimidir.
2. Eşcinsel Evlilik Törenlerine Ceza
Bilindiği üzere ülkemizde eşcinsel bireyler resmi evlilik yapma hakkına sahip değiller. Lakin bazı eşcinsel bireyler bu yasal engele rağmen evlilik töreni yapıyorlardı. Tabii ki bunu gerçekleştiren bireyler her seferinde sansasyon yarattılar, medya tarafından hedef gösterildiler ve can güvenlikleri defalarca tehlikeye atıldı.
Kendi aralarında, kimseye zararı olmaksızın tören yapan bu bireylerin zaten hedef alınıyor olması yetmezmiş gibi şimdi yasal düzenlemeye tabi tutulmaya çalışılıyorlar. Yasa teklifine göre böyle bir tören yapan kimseler 1 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.
Türkiye Gazetesi, bu yaptırımın “fiziki ve ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin ve nesillerin yetiştirilmesi ile aile kurumunun ve toplum yapısının korunması” amacıyla yapıldığını söyleyerek aklamaya çalıştı. Fakat şunu açıkça söylemekte fayda var: Eğer fiziki ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler ve nesiller istiyorsanız iki yetişkinin rıza dahilinde hayatlarını birleştirmesine değil, bu eyleme karşı nefret ve kine ceza verin. Fiziki ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler ve nesillerin yetiştirilmesinin yolu insanların birbirini sevmesini cezalandırmaktan değil, insanların birbirlerine nefretle bakmasının önüne geçilmesinden geçer ancak.
3. “Biyolojik cinsiyet ve genel ahlaka aykırı tutum” Cezası
Türk Ceza Kanunu’na eklenecek yeni madde şu şekilde: “Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.”
Bu noktada hukukun temel ilkelerinden biri olan “hukuki belirlilik” ilkesine göz atmakta fayda var. Hukuki belirlilik ilkesi Anayasa Mahkemesince “… yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir.”[3] Fakat bu yasaya bakınca insan yasa yapıcıların hukuktan haberi yokmuş sanır, öylesine ters!
Temel bir hukuk bilgisi ile bile bu maddenin hukuki hiçbir temeli olmadığı açıkça anlaşılıyor. Peki AKP’nin bundan haberi yok mu? Tabii ki var. Öyleyse akıllara şu soru geliyor:
Bu Yasalar Neden Çıkarılmak İsteniyor?
Bu yasaların çıkarılmak istenmesinin sebebi tabii ki de Türkiye Gazetesi’nin iddia ettiğinin aksine “fiziki ve ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin ve nesillerin yetiştirilmesi” değil. Bunun iki sebebi var.
Birinci sebebi istibdat rejiminin baskı politikalarına yeni bir hukuki zemin yaratmak istemesidir. Bu baskı kuir bireylerin üzerinden tüm toplumu hedef almaktadır. Rejimin istediği gibi yaşamak istemeyen insanlara hapis cezası verilmek istenmektedir.
İkinci sebebi ise daha gizlidir. Sermaye düzeni, sınıflara bölünmüş toplumu gizlemek için kimlikleri kullanır. Kimlikleri birbirine kırdırmak, sınıfın birleşmesini önlemenin en güçlü araçlarından biridir. Burada da o amaçlanmaktadır. Eğer hâlihazırda marjinalize olan kuir bireyler bir de üstüne kriminalize edilirse “ahlaksız” olan “suçlu” hâlini alır ve bu bölünmüşlüğü ve nefreti artırır.
Bu saldırıların üstesinden gelecek olan tek şey sınıfın birliğidir. Sınıfın dayanışma hâli, istibdat rejiminin en korktuğu şeydir. Bu baskıları yıkacak olan yegâne güç de budur.
Kuir Meselesinde Sosyalizmin Geliştirdiği Perspektif
Mesele kuir hakları olduğunda, liberal medya gerçeği saptırmak için elinden geleni yapmaktadır. Liberaller meseleyi dönemsel koşullarından bağımsız ele almak ve sosyalizmin adını lekelemek istemektedirler. Yazımızın bu kısmında sosyalizmde kuir haklarındaki gelişmeleri ortaya koyarak eşit yurttaşlık ilkesinin sosyalizm için ne kadar hayati olduğunu ispatlayacağız.
Sosyalist Ülkelerde Eşcinselliğin Yasallaşması
Sosyalist ülkelerde başlangıçta, dünyanın içinde bulunduğu durum ve bilimin eşcinsellere olan bakışı itibarıyla, dünyadaki diğer ülkelerdeki gibi eşcinsellik maalesef ki yasa dışıydı. Eşcinsel olmak hapis cezasına çarptırılabilecek bir suç sayılıyordu.
Ancak 60’lara gelindiğinde işler değişmeye başladı. Doğu Bloku ülkeleri eşcinselliği bir suç olmaktan çıkarmaya başladı. 1962’de Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti, 1968’de Demokratik Almanya Cumhuriyeti ve Bulgaristan Halk Cumhuriyeti eşcinselliği yasallaştırdı. Bu ülkelerin yanı sıra 1979’da da Küba eşcinselliği yasallaştırdı. Hak kazanımları burada da kalmadı.
Demokratik Almanya Cumhuriyeti trans bireylerin uyum süreçlerini ücretsiz sağlık hakkı kapsamına aldı, bu özelliğiyle Demokratik Almanya Cumhuriyeti dünyadaki ücretsiz trans uyum süreçlerini karşılayan ilk ülke oldu.
Bunun ardından 21. yüzyıla geldiğimizde Küba, aynı geçmişte Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin yaptığı gibi, 2008’de trans uyum süreçlerini yasallaştırdı ve ücretsiz sağlık hizmeti şeklinde sunmaya başladı. 2013’te resmi cinsiyet değişikliği için ameliyat gerekliliğini kaldırdı. Ardından 2019’da cinsel yönelimlere karşı olan ayrımcılık anayasa tarafından eşit yurttaşlık ilkesinin bir ihlali ve suç sayıldı. 2022’de eşcinsel bireylere evlilik hakkı ve evlenen çiftlere çocuk evlat edinebilme hakkı verildi, ekim ayı LGBT Tarihi Ayı ilan edildi. Böylelikle Küba dünya üzerinde kuir bireylere verilen haklar bakımından en ileri gelen ülkelerden biri oldu.
Sonuç: Kapitalizm ve Sosyalizmin Meseleyi Ele Alış Perspektifi
Görüldüğü üzere sosyalist ülkeler bilimsel ilerlemelerin ışığında, kapitalist dünyanın önüne geçerek, kuir haklarında ilerlemeler sağladılar. Özellikle ücretsiz sağlık hizmeti gibi haklar kapitalist ülkelerde halen sağlanabilmiş değil, sağlandığı örneklerde de bu haklara ulaşmaya çalışan bireyler bilerek gereksizce uğraştırılıyor ve vazgeçirilmeye çalışılıyor.
Ücretsiz sağlık hakkı konusu ele alındığında sosyalizm ve kapitalizmin bakış açısı daha rahat anlaşılır hâle geliyor. Kapitalizm, bütün insan ilişkilerinde olduğu gibi, haklar konusunda da her zaman kârı öne çıkarır. Eğer bir hakkı tanımak “kârlı” değilse ve üzerinde herhangi bir baskı yoksa o hak tanınmaz. Kuir haklarından örnek verecek olursak 60’ların sonunda başlayan ayaklanmalar bu kazanımları sağladı. Bununla birlikte bu haklar adeta bir meta hâline dönüştürüldü ve bugün üzerinden şirketlerin kâr sağladığı alanlar hâline geldi.
Bu insanlık dışı perspektifin karşısında sosyalizm insan onuruna yaraşır bir yaklaşım geliştirir. İnsan hakları; kârlı oldukları için değil, ihtiyaç oldukları için tanınır. Bu açıdan bakıldığında ücretsiz uyum süreci hakkının sosyalist ülkeler altında gelişmiş olması fakat günümüzde kapitalist ülkelerde dahi tam anlamıyla uygulanamıyor olması şaşırtıcı değildir. Çünkü ücretsiz sağlık hakkı kâr getirmez ve bu sebeple sağlanmaz.
Tekrar ve tekrar altını çizmekte fayda var ki ülkemizde ve dünyada bugünkü hâlinden bile geri götürülmeye çalışılan bu hakların korunması ve yenilerinin kazanılması, ancak mücadeleden geçmektedir. Fakat kuir haklarının tarihi açık bir şekilde ispatlamıştır ki bu mücadele kimlik mücadelesi üzerinden yapılamaz. Yapıldığı müddetçe bayağı, göstermelik ve kâr odaklı bir hâle bürünür; günün sonunda da kapitalizm fırsat buldukça bu hakları geri alır.
Öyleyse bu mücadele tarihinden çıkartılacak sonuç, bu mücadelenin ancak işçi sınıfıyla birlikte, sosyalist ideoloji ışığında verildiği zaman anlamlı olduğudur. Kuir bireylerin haklarını tutarlı ve kalıcı bir şekilde kazanmasının tek yolu budur.
[1] https://www.psychiatry.org/patients-families/gender-dysphoria/what-is-gender-dysphoria
[2] https://link.springer.com/article/10.1186/s13034-023-00654-3/tables/3?utm_source=chatgpt.com
[3] https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2013-65-nrm.pdf

