İdil Altın
Maden filmi Türkiye sinemasından çıkmış; politik anlamı derin, bu anlamı sunuş biçimi kaliteli olan nadir örneklerdendir. Bu sebeple bu filmin hem genel olarak hem de nüanslarla anlattığını aktarmayı önemli buluyoruz.
İşçi Cinayetleri ve Şükür Psikolojisi
Film madendeki ihmalkarlık sonucu göçük oluşması ve bu yüzden 2 işçinin katledilmesiyle başlar. İşçilerin sürekli ölmesinden artık bıkan maden işçisi İlyas, madene müfettiş gelmesi için bir imza kampanyası örgütlemeye karar verir. Fakat öbür işçiler İlyas kadar öfkeli görünmezler. Onlar, “takdir-i ilahi” ve “ecel” kavramlarının arkasına sığınarak yaşadıkları acıyı bastırmaya çalışırlar. Bu noktada İlyas onlara şu haklı soruyu sorar: “Ecel hep bizi mi buluyor?”
Bugünün perspektifinden bakınca İlyas’ın sorusunu yeniden sormak gerekiyor. Fabrikalarda, inşaat şantiyelerinde, MESEM’lerde ecel hep bizi mi buluyor? Başta işçi çocuklar olmak üzere işçilerin ölümü engellenemez mi? Tabii ki engellenebilir. Ancak kârdan başka bir şeyi umursamayan işverenler iş güvenliğine neden para harcasınlar ki? Onlara göre kâr, bizim canımızdan daha kıymetlidir. Öyleyse işverenlerin egemenliğinden başka bir şey olmayan kapitalizm, bizim zararımıza işlemektedir ve bu durum kapitalizmin kendine içkin bir özelliği olduğundan ötürü bizim için onu yıkmaktan başka bir seçenek söz konusu değildir.
Cinsellik ve Kitle Kontrolü
2 işçi göçük altında kaldıktan sonra maden şantiyesinin yakınlarına bir “eğlence” çadırı kurulur. Bu çadırda bazen dansözler sahneye çıkarlar ve aynı kadınlar bazen halka geçirmece oyunu oynatırlar. Aslında bu ikisinin de amacı işçilerin cinsel dürtülerini uyandırmak, onlara bunun aracılığıyla yaşadıkları acıları unutturmak ve bu sayede onları uyuşturmaktır. İşçiler sanki 2 arkadaşları daha yeni ölmemiş gibi bu çadıra akın ederler ve eğlenmeye çalışırlar. Bu o kadar etkili bir araçtır ki imza toplanırken işçilerden biri “Ben imza falan bilmem, ben bir tek dansözün donunu bilirim.” der. Hatta iş daha da öteye gider ve imza toplayan işçileri bile etkiler.
Peki bu noktada sorunu nerede aramak gerekiyor? Onca acıyla boğuşan işçilerde mi sorun gerçekten? Yaşanılan acıyı geçici süre de olsa yatıştıran bir şeye kendini kaptırmak insanca bir tepki değil mi? İşçilerden buna ilgi göstermemelerini beklemek gerçeklikten uzak bir tepki olurdu. Buradaki asıl suçlular tabii ki de çadırın ve madenin sahipleridir. Çadırın sahibi hem kadınlara zulmetmekte hem de işçileri uyuşturmaktadır. Bu durum maden sahibinin de işine geldiği için bu duruma müsaade etmektedir. Mücadele edilmesi gerekenler de kendilerini yatıştırmaya çalışan mazlumlar değil onların acılarından her türlü para kazanmaya çalışanlardır.
Sarı Sendikaya Karşı Devrimci Mücadele
Peki madende yaşananlar işçilerin sendikalı olmamasından mı kaynaklanmaktadır? Hayır, aksine işçilerin çoğunluğu sendikalıdır. Fakat bu sendikanın yöneticileri işverenle anlaşmalı yöneticilerdir. İşçilere onların çıkarlarını savunuyor gibi görünürler fakat aslında işverenin ve kendilerinin ceplerini düşünürler.
Haliyle imza kampanyası işverende ve sendikacılarda çok büyük bir huzursuzluk yaratır. İşveren onlara “Buranın sahibi olarak siz milliyetçi sendikalarsınız diye size kolaylık gösteriyorum.” der ve onlardan imza kampanyasını engellemelerini ister. Bu noktada sendikaların “milliyetçi” karakterleri çok kritik bir rol oynar. Bunu vurgulayarak film aslında milliyetçiliğin kapitalizmin kendine meşruiyet yaratma alanı olduğunu anlatmaya çalışmaktadır.
İmza kampanyasının önüne geçmek için sendika yöneticileri işçilere dönük bir toplantı yaparlar fakat bu toplantıda istediklerini elde edemeyince İlyas’ı vurdururlar. Bu da aslında sermaye düzeni ile terörün göbek bağını teşhir etmektedir.
Buradan da anlaşılabileceği üzere önemli olan aslında sadece sendikalı işçi sayısı değildir. İşçilerin örgütlendiği sendika da çok önemlidir. İlyas karakteri bu sorunu ekonomik ve politik mücadele ekseninde yorumlayarak şöyle demektedir: “Ekonomik mücadelemizin yanı sıra politik mücadele veren sendikalarda birleşmedikçe aydınlığa çıkamayız.”
İlyas aslında “Bizim hakkımızı her alanda savunan bir sendikada örgütlenmezsek geleceğimiz olmayacak.” demek istemekte ve bu bağlamda işçileri devrimci mücadeleye davet etmektedir.
İşçi Hayatı ve Aile Yapısı
Nurettin karakterine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Bu karakter imza kampanyasında çalışanlardan bir tanesi. Film Nurettin’in aile hayatına özellikle değiniyor. Nurettin bir maden işçisi olarak çok çalışmakta ve evinde çocuklarına ve eşine vakit ayıramamaktadır. Bununla birlikte çadırda çalışan kadınlardan bir tanesinden etkilenmiştir. Sürekli onu düşünür. Bu durum eşi ve çocuklarıyla olan mesafeli ilişkisini daha da kötüye götürür. Aile içinde gizliden gizliye artan bir gerilim oluşur ama en sonunda İlyas’ın müdahalesi ile işler düzelir.
Nurettin karakterinin aile ilişkisi aslında toplumsal bir gerçeği yansıtmaktadır. Günde 12 saat insanlık dışı koşullarda çalışan işçiler için ev yaşamı oldukça soğuktur. İşçiler ailelerini göremezler bile, üstüne bir de cinsellik endüstrisi eklenince bağlar iyice zayıflar. Bu durum hem partnerlere hem de çocuklara zarar verir. İşin özü, kapitalizmde işçiye aile olmak bile yasaktır.
Bu durumun çözümü nedir peki? Bu durumu düzeltmek için kadının ev içindeki rolünü değiştirmek, çalışma koşullarını iyileştirmek gibi bir sürü kökten değişiklik yapmak gerekmektedir.Bu noktada aslında işin özü aynı noktaya çıkıyor, kapitalizmi kökten söküp atmadıkça bu sorun da bize bela olmaya devam edecektir.
Faşizme ve Emperyalizme Karşı Birleşik Cephe
Filmin ortalarına doğru İlyas, kız kardeşinden gelen bir mektubu okumaya başlar. Bu sahne kısacık da olsa filmin vermek istediği mesaja çok büyük bir derinlik katmaktadır. Mektup faşizm ile emperyalizmin ilişkisini ve devrimcilerin seçmesi gereken mücadele stratejisini açıklar. Mektupta şunlar denmektedir:
“Emperyalizmin maşası, eli silahlı faşist çeteciler canice saldırılarını arttırarak sürdürüyorlar. İyiye yaklaştıkça tetikçilerin saldırganlıkları artıyor…Emperyalizmin ilk tezgahı değil bu. Dünyanın birçok yerinde aynı oyunu oynadı, oynuyor…Benim kafamı karıştıran faşizme karşı birleşik cephe oluşturması gereken devrimci güçlerin gün gün daha da bölünmesi.”
Bu mektubuyla İlyas’ın kız kardeşi çok haklı bir noktaya değinmektedir. Emperyalizm ve onun tetikçisi faşizme karşı sosyalistler birleşik bir şekilde mücadele etmek zorundadırlar. Eylemde birlik sağlayamayan sosyalist hattın kimseye faydası olmadığı gibi zararı da pek çoktur. Bugünden bakınca, gelecek ay emperyalizmin terör örgütü NATO’nun yapacağı zirveye karşı verilmesi gereken mücadelenin yöntemi hakkında adeta bir ders niteliğindedir bu mektup.
Grevin Etkisi ve Mücadelede Israr
İlyas ve birkaç işçinin daha vurulup hastaneye kaldırılmasından sonra öncü işçiler, yaralı herkes hastaneden çıkana kadar grev başlatmaya karar verirler. Fakat greve destek beklenenin altında kalır. Bu noktada öncü işçilerden biri olan Nurettin İlyas’a danışır. Nurettin mücadele etmekten yılmış, her şeyin çok zor olduğundan sızlanmaktadır. İlyas mücadeleden vazgeçmenin onlar için adeta ölüm olacağı konusunda ısrar eder ve bunun üzerine İlyas ve Nurettin kavgaya tutuşurlar. Tam Nurettin hastaneyi terk edecekken İlyas’ın haklılığını kanıtlayan bir olay gerçekleşir. Daha öncesinde işçilerin yüzüne bile bakmayan işveren grevi sonlandırması için İlyas’a adeta yalvarır. İlyas tabii ki bunu reddeder ve görüşmeleri bir sonuca varmaz.
İlyas’ın hastaneden çıkmasıyla birlikte madenin en çok kazım yapılan 2 ocağında sorun çıkar. İşveren çalışmaları durdurup ocağa bakım yapmaktansa “Allah korur” diyerek çalışmaları devam ettirir. İşveren o ocaklarda bir sorun çıkacağından emin olacak ki İlyas ve arkadaşlarını o ocakta görevlendirir.
İşverenin tahmin ettiği gibi olur ve İlyas’la arkadaşları bir göçüğün altında kalırlar ve aynı zamanda göçüğe su dolmaya başlar. İlyas ve arkadaşları kendilerine çıkış kazmaya çalışırlar ve bu sırada son saniyeye kadar İlyas onları motive etmeye çalışır. Diğerleri kurtulur, fakat İlyas oradan canlı çıkamaz.
Sonuç
Maden filmi devrimci siyaset ve sınıf mücadelesi için adeta pusula gibidir. Doğru politik tahlilleri ve doğru siyasi çıkışlarıyla Türkiye sinemasının gurur kaynağıdır.
İlyas karakteri üzerine bir inceleme yapmadan yazıyı bitirmek filme saygısızlık etmek olur. İlyas karakteri politik bilincin, devrimci mücadelenin ve sınıf dayanışmasının sembolüdür. Son saniyeye kadar büyük bir irade ile mücadelenin örneğidir İlyas. Eğer başta ülkemiz için olmak üzere tüm dünya için özgürlük istiyorsak hepimiz İlyas olmalıyız.

