Üniversitelerde ders dönemi başlıyor. Üniversite kazanabilmiş bütün arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz. Birçoğunuzun hayatının bu yeni kesitine dair heyecanlı olduğunu biliyoruz. Fakat üzgünüz, AKP rejiminin oluşturduğu tablo hevesinizi kursağınızda bırakma potansiyeline sahip. Bunun nedenlerini inceleyelim.
Barınma Sorunu
Öğrencilerin çoğunluğu okudukları üniversiteye il dışından geliyor. Bu sebeple barınma, öğrenciler için en kritik meselelerden birini oluşturuyor.
Asgari ücretin düşüklüğü ve kiraların yüksekliği ayrı eve çıkmayı her geçen gün imkânsızlaştırıyor. Bu sebeple öğrenciler genellikle yurtlarda kalıyor.
Yurtları özel yurtlar ve KYK yurtları olmak üzere iki başlıkta incelemek gerekiyor.
Barınmak için öğrencilerin en çok tercih ettiği seçenek ucuzluğundan ötürü devlet yurtları oluyor. Bir hak olan eğitimin yurtlar aracılığıyla, fiyatından bağımsız olarak ücretli olmasının onursuzluğu bir yana, devlet yurtlarında yaşayan öğrencilerin durumu iç karartıcı. Devlet yurtlarının durumu sebebiyle “barınma sorunu” çözülmek bir yana, bu sorun âdeta bir “yaşam sorunu”na dönüşüyor.
Yurtlardaki yemeklerin sağlığa uygunluğu ve kalitesi başlı başına bir kriz meselesi. Birçok yurtta öğrencilerin toplu halde zehirlenme haberleriyle sıkı sık karşılaşıyoruz. Zehirlenmeseler dahi besin değeri çok düşük, görüntüsü itibarıyla özensiz yemeklere maruz kalıyoruz. Gençliğin kaliteli yemeğe erişim hakkı devlet yurtlarında ellerinden alınmaktadır.
Ayrıca hükümet, bir lütufmuşçasına sağladığı yurt hakkını keyfî şekilde öğrencilerin elinden almasını da bilmektedir. Bu yıl 7-8 Temmuz’da eli kanlı pedofili sürüsü Ankara’da kırmızı halılarla karşılanmıştı. Bu katillerin ülkeye gelmesine karşı oluşacak meşru tepkileri bastırmak için AKP iktidarı Ankara’da sıkıyönetim ilan etmişti. Bu sebeple Ankara’ya kolluk kuvvetleri akın etmişti âdeta. Kolluk kuvvetlerinin Ankara’da barındırılması için öğrenciler yurtlarından kovuldular.
AKP iktidarı öğrencilerin sadece bu haklarını almakla kalmıyor. Yeri geldiğinde doğrudan yaşam haklarını da ellerinden almasını biliyor. Aydın’da yurt müdürüne giden onca uyarıya rağmen yurt asansörünün tamir ettirilmemesi dolayısıyla katledilen Zeren Ertaş’ı ve Burdur’da 6. kattan düşerek hayatını kaybeden Zehra Kaçar’ı hatırlayın. Açıkça belirtmek gerekiyor ki bu örnekler münferit olaylar değildir. Bunlar, iktidarın bilinçli şekilde yurtlarla ilgilenmemesinin sonuçlarıdır.
Devlet yurtlarının çekilmez olmasının bir sebebi var: O da gençliği, varlığı dahi ülkemiz için utanç kaynağı olan özel yurtlara itmek.
Bir grup liberal “Özel yurtların neresi kötü kardeşim? Parası olan daha iyi yerde konaklamasın mı?” diyebilir. Ancak bu yaklaşım özel yurtların devlet tarafından nasıl araçsallaştırıldığını göz ardı ediyor.
Özel yurtlar kendi içlerinde iki türlüdür. Özel yurtların bir kısmı iyi hizmet veren lüks işletmelerdir. Fakat bu yurtların fiyatları ayrı eve çıkmanın maliyetiyle neredeyse aynıdır. Dolayısıyla bu yurtlar öğrencilerin çoğunluğu için erişilmezdir.
Bir diğer özel yurt biçimi ise ucuzdur ve öğrenciler için çok daha erişilebilirdir. Bu yurtlar tarikat yurtlarıdır. AKP’nin devlet yurtlarını bu kadar ihmal etmesinin sebebi de tam olarak bu yurtlardır. Öğrenciler tarikat karanlığına itilmek istenmektedir. “Dindar ve kindar” nesil yetiştirme politikasının bir ayağı da budur. Fakat öğrencileri tarikat yurtlarında devlet yurtlarından çok da farklı bir durum beklememektedir. 2021 senesinde “Antalya İlim ve Kültür Derneği” adı altında faaliyet yürüten tarikatın yurdunda kafası kesilerek öldürülen 18 yaşındaki Mehmet Sami Tuğrul, bunun en acı örneğidir.
Liyakat ve Kayyım Rektör Sorunu
Eğitimin her geçen gün daha da kötüleştiği artık herkesin malumu. Peki, üniversitelerimizdeki eğitim nasıl AKP iktidarı tarafından gittikçe kötüleştiriliyor? Nasıl oluyor da her ilde en az bir üniversite varken belli başlı üniversiteler dışında bunlardan biri bile dünya çapında ilk 500’e giremiyor?
Bir üniversitenin kadroları onun her şeyidir. Kadrolarının kalitesi de üniversitedeki eğitimin kalitesinin ölçütüdür. İşte AKP tam da buraya saldırmaktadır. 20 senedir laik ve emekten yana kadrolar tasfiye edilmeye çalışılmakta; yerlerine dinci, gerici ve piyasacı kadrolar getirilmektedir.
Bu gerici kadrolaşma üniversitelerde tepeden tırnağa bir dönüşüm şeklinde yapıldığı için rektörler de bundan nasibini almaktadır. Üniversitelere kayyım rektörler atanmaktadır. Bugün ülkede AKP iktidarı ile kol kola olmayan kaç rektör bulunmaktadır? Bu halk ve öğrenci düşmanı rektörler artık o kadar ipini koparmıştır ki İstanbul Üniversitesinde kız öğrencilere okudukları sırada çocuk yapmalarını vaaz etmekte, Şırnak Üniversitesinde utanmadan akrabalarını nasıl üniversiteye doldurduklarını anlatmaktadır.
Ancak dar kafalı kayyım siyasetinin itiraf ettiği bir gerçeklik vardır. AKP, üniversitelerin öğrencilerin elinde olmasından ölesiye korkmaktadır. Çünkü biliyor ki bu ülkenin gençliği aydınlıkçıdır, laiktir ve demokratiktir. Kayyım siyasetinden çıkarılması gereken ders de tam olarak budur.
Kampüslerde Güvensizlik Sorunu
Yapılan bir araştırmada Yıldız Teknik Üniversitesinde okuyan ve araştırmaya katılan kadınların üçte biri en az bir kere şiddet veya tacize uğradığını söyledi.[1]
Bu sorun Yıldız Teknik Üniversitesi özelinde kalan bir sorun değil maalesef. Boğaziçi Üniversitesinde silahla vurularak katledilen Hilal Özdemir’i, Erciyes Üniversitesinde pompalı tüfekle katledilen Meliha Keskin’i düşünün.
Örneklerden anlaşıldığı üzere kampüs içi şiddet ve tacizin ana mağdurlarını kadınlar oluşturmaktadır. Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün. Bu noktada cinayetleri ve tacizleri failin şahsiyetine indirgemek büyük bir yanılgı olacaktır. Bu örneklerin bize asıl anlattığı şey, toplumda her geçen gün artan kadına şiddet sorununun kampüslerde de alan bulmasıdır. Bu durum tabii ki AKP iktidarı tarafından kınanmak bir yana, “aile yılı” gibi uygulamalarla hasıraltı edilmekte ve gizlice desteklenmektedir.
Öte yandan bu durum asla kadın olmayanların güvende olduğu anlamına gelmez. Katillerin, şiddet ve taciz faillerinin rahatça istediklerini yapabildikleri bir ortamda kim güvende olabilir ki?
Uyuşturucu, Kumar ve Alkol Bataklığı Sorunu
Görüldüğü üzere üniversitelilerin tonla sıkıntısı bulunmaktadır. Öğrenciler de haklı olarak bir çıkar yol arayışına düşmüşlerdir. Bu çıkar yolunu da sorunlardan kaçmakta bulduklarını sanmaktadırlar. Ama geçici kaçış yolları sorunu yok etmediği gibi başlı başına sorun hâline gelir.
Her yıl alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığı gençler arasında oransal olarak artmaktadır. Örneğin Ege Üniversitesinde 2006’da alkol kullanımı ağır düzeyde olan öğrenci oranı %14 iken[2], 2018’de bu oran %37,2’ye fırlamıştır.[3]
Kumar biçim değiştirerek çevrim içi kumar ve “tahmin piyasası” hâlini almıştır. Bu çeşit kumar o kadar yaygınlaşmıştır ki artık bu yasa dışı sitelerin reklamlarını duvarlarda görmek mümkündür.
Uyuşturucu kullanımının artışı ise çeteleşmenin artmasından ve kullanıcı yaşının aşırı düşmesinden anlaşılabilir.
Peki, AKP iktidarı bu duruma karşı ne yapmaktadır? Bir iki göstermelik konferans ve kısa film yarışmaları… Daha ne yapsın(!) Günün sonunda bu bağımlılıklar öğrencilerin sisteme olan tepkisini sindirmek için çok kullanışlı araçlardır.
Kampüslerde Protesto Hakkının İhlali Sorunu
Bunca sorun, doğal olarak öğrencilerin bir kesimini tepki vermeye itiyor. Fakat öğrenciler kampüslerinde anayasal protesto haklarını kullanmaya çalıştıklarında tonla baskı ile karşılaşıyorlar.
Bu baskılardan en sık kullanılanı ise devlet destekli faşist çetelerin ve ÖGB’lerin saldırısı. Ege Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi vb. birçok üniversitede faşistler öğrencilere pala ile saldırmakta, onları alıkoymakta ve onlara işkence etmektedir.
Konu ülkenin ilerici gençleri olunca biber gazı ve copu eksik etmeyen ÖGB ve polis, faşist çeteler öğrencilere saldırınca, onlara işkence edince ve onları alıkoyunca ne gariptir ki hiçbir şey yapmamaktadır.
Okuldan Sonra Bizi Bekleyen Karanlık: Genç İşsizlik
Onca baskı, yoksulluk, ihmal ve türlü türlü sorunla başa çıkıp tabiri caizse üniversiteden hayatta kalarak mezun olmayı başardık diyelim. Peki, sonrasında bizi ne bekliyor?
İstatistikler ortada: Türkiye’de her dört üniversite mezunundan biri işsiz. İş sahibi olanların da neredeyse dörtte biri mezun oldukları alanla ilişkili bir meslekte çalışmıyor.[4] Bu iki istatistik bize neredeyse on öğrenciden sadece altısının mezun olduğu alanda çalışabildiğini söylüyor. Tabii meslek seçimlerinin genelde iş imkânına göre yapıldığını düşünecek olursak sevdiği işi yapan insan oranının, tam bir oran verememekle birlikte, bir hayli düşük olduğunu buluyoruz.
Gerçi şunu da eklemek gerekiyor: Liberallerin ağzına pelesenk olmuş “sevdiğin işi yapmak” meselesi kapitalizm hüküm sürdüğü sürece anlatılan kadar güllük gülistanlık bir şey değil. Kapitalizm kâr uğruna işçileri, tabii eğer “sevdiği işi yapan” şanslı azınlıktalarsa, sevdikleri işten soğutuyor. Dolayısıyla “sevdiğin işi yapmak”, severek çalışmak anlamına değil, sevdiğin işten zamanla soğumak anlamına geliyor.
İşte bu sebeplerden ötürü zaten başlı başına büyük zorluklarla geçen üniversite hayatı, hep söylenilenin aksine, iyi bir gelecek vadetmiyor.
Son Söz: Peki, Ne Yapmak Gerekiyor?
Pek sevgili yeni sıra arkadaşım, bu yazı belki de içindeki o büyük heyecan ve coşkuyu kırdı, biliyoruz. Hatta içinden “O zaman ben bu üniversiteye neden girdim!” diyor da olabilirsin. Fakat kötü durumlara karşı çözüm, teslimiyet değil, mücadeledir.
Bu mücadele kampüste ve sokakta verilir, bu mücadele örgütlenilerek verilir, alternatifler yaratarak verilir.
Yalnız değilsin arkadaşım, her zaman bir alternatifin var. Hepimiz emekten yana, ilerici, laik, demokratik ve ücretsiz bir eğitim arayışı içindeyiz. İşte bu arayıştan da Yeni Üniversite doğdu. Seni bu çürümüş eğitime karşı Yeni Üniversite’ye bekliyoruz.
Yeni bir ülke, yeni bir üniversite için ileri!
[1] https://ekmekvegul.net/gundem/yildiz-teknik-universitesinde-her-uc-kadindan-biri-kampuste-siddete-ugradi
[2] https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/56775
[3] https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/319618/alcohol-consumption-and-associated-factors-with-alcohol-consumption-among-university-students
[4] https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58027