Tarih 17 Nisan 1999; yer, İstanbul’un emekçi mahallelerinden Sarıgazi. 18 Nisan seçimlerine saatler kala, İşçiler, Sosyalist İktidar Partisi’nin (SİP) mitinginden dönmektedir. MHP ve DYP saflarında kümelenmiş faşist güruh ise o sırada devletin kolluk kuvvetlerinin gözetimi altında, komünistlerin konvoyuna pusu kurmuştur. Küçükbakkalköy’de taşlarla başlayan saldırı, aslında bir sınıfın başka bir sınıfa duyduğu tarihsel nefretin dışavurumu, faşistlerin komünizme karşı barbar saldırılarının yalnızca bir örneğiydi.
Saldırıda bir tekstil işçisi, ömrünü dokuma tezgahlarının başında değil, kavganın en ön safında geçirmeye yemin etmiş bir militan öne çıktı: Hüseyin Duman.
Hüseyin, yoldaşlarına yönelen taşlara ve küfürlere gövdesini cesurca siper ederken, karşı tarafta karanlığın tetikçisi namlusunu doğrultmuştu. Eski Ülkü Ocakları Başkanı İhsan Bal, iki polisin hemen yanı başında, devletin ona verdiği o “görünmez dokunulmazlık” zırhına güvenerek çekti tetiği. Hüseyin Duman, önce elinden sonra kalbinden vuruldu. Komünist bir işçinin kalbi, tüm insanlığın kurtuluşu için çarpan o büyük motor, faşizmin kurşunuyla durdurulmak istenmişti.
Bu Bir Cinayet Değil, Sınıfsal Bir İnfazdır!
Hüseyin Duman neden hedefti? Çünkü o, patronların rüyalarını kâbusa çeviren “örgütlü işçi” tipinin cisimleşmiş haliydi. O, sadece bir tekstil işçisi değil, aynı zamanda sömürü çarklarına çomak sokan bir komünistti. Düzen, Hüseyin’in şahsında tüm işçi sınıfına bir mesaj vermek istedi: “Örgütlenirseniz, hak ararsanız, bu düzenin bekçileri sizi sokak ortasında vurur.”
Bu kanlı mesajın asıl sahibi şüphesiz sermaye sınıfıdır. Sorumlusu da tetiği çeken el kadar, o eli serbest bırakan egemenlerin hukuk sistemidir. Katilin kimliği belliydi, adresi belliydi, siyasi angajmanı belliydi; buna rağmen emniyet, delilleri toplamak yerine saldırıya uğrayan devrimcileri gözaltına alarak tarafını bir kez daha ortaya koydu. 20 ay boyunca iddianame hazırlanmadı, davanın üzeri örtülmek istendi. Sonunda verilen sembolik ceza ise, burjuva siyasetinin “uzlaşma” adı altında çıkardığı Rahşan Affı ile buharlaştırıldı.
Faşizm: Sermayenin Kanlı Sopası
Hüseyin Duman’ın katledilmesi, Türkiye’de faşizmin neye hizmet ettiğini bir kez daha ilan etmiştir. Faşizm, sömürü düzeninin tıkandığı noktada devreye sokulan bir emniyet supapıdır. Ne zaman işçi sınıfı başını kaldırsa, ne zaman sosyalizmin bayrağı fabrikalarda dalgalansa, bunların tasması çözülür ve sokaklara salınır… Duman’ın katili İhsan Bal, sadece bir tetikçi değil; sermaye sınıfının huzuru kaçmasın diye beslenen bir mekanizmanın parçasıdır.
Anısı Kavgamızda Yaşıyor!
Hüseyin Duman ölmedi; o her 1 Mayıs’ta alanlara inen kortejlerde, grev çadırlarında yakılan ateşlerde, patronun karşısında dik duran her işçinin yumruğunda yaşıyor. Onun katledildiği gün, devrimci mücadele bir neferini kaybetti belki ama binlerce Hüseyin’in doğacağı bir direnç tohumu ekti.
Bugün Hüseyin Duman’ı anmak, sadece mezarı başında karanfil bırakmak değildir. Onu anmak; Fabrikalarda, atölyelerde ve şantiyelerde sınıf bilincini kuşanmaktır. Faşizmin ve onun arkasındaki sermaye düzeninin ipliğini pazara çıkarmaktır. “Bu düzende adalet var” diyenlere karşı, gerçek adaletin ancak işçi sınıfının iktidarında mümkün olacağını haykırmaktır.
Bu yazı da, sadece bir geçmişe saygı duruşu değil; geleceği kazanma iradesidir. Hüseyin’in yarım kalan hesabını, işçilerin örgütlü yumruğu kapatacaktır.

