1964 yılında Stanley Kubrick yönetmenliğinde çıkarılmış bir film. Sinema tarihi içerisinde politik ironi dilinin en keskin örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor: Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb
Soğuk Savaş’ın keskin yıllarında çıkmasının yanı sıra, dönemin keskin ayrılıklarını pek çok unsuruyla ortaya koyan bir eser. Film, konu olarak SSCB ve ABD arasındaki bir nükleer gerilimi ele alıyor. Paranoya ve kızıl korku tarafından şekillendirilmiş bir generalin komünizm ve komünistlerle ilgili korkusu, tüm insanlığın sonunu getirebilecek olaylar zincirini tetikler.
Filmin senaryosunun absürt sayılabilecek olaylar ve tamamen irrasyonel gerekçelendirmeler üzerine ilerlemesi sadece bir ironi unsuru değildir. Eş zamanlı olarak egemen kapitalist araçların, daha önce “Salo veya Sodom’un 120 Günü” yazımızda da bahsettiğimiz gibi, iktidarın karar mekanizmalarının irrasyonel ve olabilecek en anarşist şekilde karar alışlarını seyirciye sunar. Kapitalist karar mekanizmaları; ordu, devlet ve devletin diğer kimi bakanlıkları içerisinde filmde de gözlemleyebileceğimiz çelişkileri ortaya koyar. Bu çelişkiler krizlerle ve yaygın olarak milyonların acı çekmesiyle sonuçlanır.
Kapitalist karar mekanizmasının irrasyonelliği ve genel halk kitlelerine yabancılığı, film tarafından savaş odası içerisindeki diyaloglar aracılığıyla seyirciye aktarılır. Savaş odasında, nükleer krizin tetiklenmesiyle beraber yapılan pazarlıklar insan canları üzerinden yürütülür. Burada kapitalizm için sistemin sürekliliğinin yaşamdan daha değerli olduğu ve bu uğurda milyonlarca, hatta milyarlarca canın feda edilebileceğini aktaran bir kurgu sunulur. Aynı savaş odasında milyonları ölüme sürecek iktidar, kendi iç çekişmelerinde “Baylar, burada kavga edemezsiniz. Burası savaş odası.” diyecek kadar büyük çelişkileri içinde barındırır.
Film bir savaş eleştirisi niteliği taşır ve militarizmi iğneleyici bir şekilde eleştirir. Filmde askerlik, militarizm ve şiddet; iktidarla özdeşleştirilebilecek her şey, “erkek” cinselliği üzerinden aktarılır. Filmin açılış sahnesindeki savaş uçaklarına yakıt doldurulması, bir cinsel birliktelik tasviri niteliği taşır. Filmin kırılma noktalarından biri olan General Jack D. Ripper’ın komünistlere karşı nükleer bir savaşı tetiklemesi, komünistler tarafından “bedensel özünün kirletildiğine” inanması ve bu sebeple yaşadığı iktidar sorunlarından kaynaklanır.
Sürecin ilerlemesiyle geri dönüş olmayacağı anlaşıldığında, filmin ikinci yarısında filme ismini veren Dr. Strangelove karakteri dahil olur. Dr. Strangelove’dan bahsetmeden önce biraz tarih dersi vermenin yararlı olacağını düşünüyorum.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika, Almanya’nın roket araştırmalarında görevli olan ve alanında öncü bilim insanlarını kaçırıp, savaştan hemen sonra dünya süper gücü hâline gelen Sovyetler Birliği’ne karşı yeni teknolojiler geliştirmek amacıyla önemli çalışmalarına dahil etmişti. Paperclip ismi verilen bu operasyon, kapitalist iktidarı korumak için ne kadar ileri gidilebileceğinin bir örneğiydi. Toplama kamplarında ve savaş boyunca esirlere karşı insanlık suçu işleyen faşist bilim insanlarının suçları, “komünizme karşı mücadeleye katkı” kapsamında göz ardı edilmiş ve ilerleyen süreçte bir yıkım makinesi olan ABD savaş endüstrisinin büyütülmesinde bir araç hâline gelmişti.
Tarih dersi kısmını bir kenara bırakıp Dr. Strangelove karakterine geri dönmek gerekirse; Dr. Strangelove bu Paperclip bilim insanlarından bir tanesidir. ABD yönetimi ve bürokrasisinin kalbinde bulunan bu karakterin, ABD’nin savaş endüstrisi ve yönetimindeki faşizan yönleri yansıttığını söylemek uçuk bir yorum olmaz. Dr. Strangelove gerek başkan ile arasında geçen diyaloglar gerekse kimi önerileri ile “sırıtır”. Kriz anının en uç noktalara vardığı anda, kriz içerisindeki kapitalizmi kurtarmaya gelen bir “melek” rolü oynar. Bu hâliyle Dr. Strangelove faşizmin ta kendisidir. Kriz hâlindeki kapitalizmin en çıplak hâli, yani kendi hâliyle “faşizm”.
Filmin sonu bir çözümle gelmez, Nazi Strangelove’ın sakat haline nazaran bir anda ayağa kalkarak “Führerim yürüyebiliyorum!” demesi ile son bulur. Bu yıkım, faşizmin şahlanmasına yapılan sembolizm ve sinema tarihinin en akılda kalıcı bitiş jeneriklerinden biriyle sonlanır. Kapitalizm dünyayı bir yıkıma sürükler. Savaş içerisinde iktidarını arayan komutanlar ve milyonların ölümünü çarkı döndürmek için ufak bir bedel olarak gören politikacılar, dünyanın sonunu getirirler. Bu bağlamda Dr. Strangelove bir çözüm sunamaz; ama bizler bir çözüm sunmak zorundayız. Filmdeki hiciv denebilecek her şey bugün ABD ve NATO savaş endüstrisi dahilinde gerçekleşmektedir.
Bu bağlamda sadece Trump’a değil, Trump gibi çılgınlara ve yıkımda iktidar arayan, kana susamış kapitalizme karşı mücadele vermek bizler için bir zorunluluk olmalıdır.