Evrim Toyran
Ülkemizde 1 Mayıs ve emekçi sınıfların mücadele tarihinin kökleri yüz yıl önceye kadar uzanmaktadır. 1906 yılında “Yurtsever Kardeşlerim! Şerefli Gazete Çalışanları! Haberiniz olsun ki, 1 Mayıs Dünya İşçileri Bayramı münasebetiyle amele kıraathaneleri civarındaki tren istasyonu mevkiinde toplantı ve gösteri vardır” çağrısıyla toplanan işçiler, İzmir Basmane Meydanı’nda ilk 1 Mayıs’ı “Amele Bayramı” olarak kutladı. Sonraki yıllarda özellikle Üsküp, Selanik ve İstanbul’a yayılarak genişleyen 1 Mayıs’lar sınıf mücadelesi tarihimizin en önemli gelenekleri arasında yerini aldı.
1909 yılındaki 1 Mayıs Üsküp ve Selanik’te kutlandı. Yapılan kutlamada tüm yurttaşlara seçme – seçilme hakkı ve emeği koruyacak yasaların çıkarılması gibi talepler yer aldı. Selanik’te gerçekleşen mitingde en ön saflarda liman, pamuk ve tütün işçileri yer almaktaydı.
1911 yılına gelindiğinde ise 1 Mayıs kutlamaları Selanik’e ek olarak Üsküp, Edirne ve bazı Trakya şehirlerine yayıldı. Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu (SSİF) öncülüğünde gerçekleşen mitinge 7000 civarında emekçi katıldı.
1912 yılı ülkemizin sınıf mücadelesi tarihi açısından önemli bir uğraktı. İstanbul’da kutlanan bu ilk 1 Mayıs’ta Selanik’teki gibi seçme – seçilme hakkının herkese tanınması, grev yasasının değiştirilmesi, emekçi haklarını koruyacak kanunların çıkartılması gibi talepler dile getirildi. İstanbul’da 1 Mayıs gösterisi düzenlemek o günlerde işçi sınıfı adına önemli bir kazanım oldu. Ancak İttihat ve Terakki Hükümeti’nin emekçi sınıflara yönelik saldırısı gecikmedi. Hükümet, Balkan Savaşlarını bahane ederek sıkıyönetim ilan etti.
1919 – 1921 yılları arasındaki 1 Mayıs işçi bayramları işgal altındaki İstanbul’da bağımsızlık mitinglerine dönüştü. Sultanahmet Meydanı’nda işgal kuvvetlerinin tüm baskı ve tehditlerine rağmen burada toplanan işçi grubu Pangaltı üzerinden Kağıthane’ye kadar yürüdü. Aynı yıl Ankara’da ise dönemin dostluk ilişkilerinin bir yansıması olarak Sovyet elçiliğinde bir kutlama yapıldı ve bu kutlama Ankara’da yapılan ilk kutlamaydı. İmalat-ı Harbiye ve demiryolu işçileri iş bırakarak aileleriyle birlikte katıldıkları bir toplantı düzenlediler. Toplantıda işgal güçleri kınanarak Ankara Hükümeti’ne destek verildiği açıklandı. Yürüyüş sırasında işçiler: “Türkiye amelesi sendika ister”, “Burjuvazinin zulmünü protesto ediyoruz” sloganları attı.
1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde işçilerin talebi üzerine 1 Mayıs’ın “Türkiye İşçileri Bayramı” olarak kabul edilmesi yönünde bir tavsiye kararı alındı. Bu karar 1 Mayıs’ın ilk kez yasal zeminde tanınması anlamına geliyordu ancak karar bir kanun niteliğinde değildi ve geri çekilmesi uzun sürmedi.
1925’te çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu, hükümete olağanüstü yetkiler vererek tüm muhalif hareketleri ve örgütlenmeleri baskı altına aldı. Bu kapsamda 1 Mayıs kutlamaları da yasaklandı ve bu yasak uzun yıllar sürecek bir devlet politikası haline geldi. Tek parti yönetimi, 1 Mayıs’ın işçi sınıfıyla özdeşleşen politik kimliğini tamamen silmek amacıyla 1935 yılında 1 Mayıs’ı “Bahar ve Çiçek Bayramı” ve resmi olarak bir günlük tatil ilan etti. Bu hamlenin amacı 1 Mayıs’ı, sınıfsal anlamından kopararak zararsız bir bahar kutlamasına dönüştürmekti. 1940’lı yıllara gelindiğinde ise 1 Mayıs’lar, toplumsal hafızadan silinmeye yüz tutmuş, kitlesel veya kayda değer herhangi bir kutlama yapılamamıştı.
1946’da Türkiye’nin çok partili sisteme geçişiyle birlikte, başta İstanbul İşçi Sendikaları Birliği olmak üzere sendikal hareket yeniden canlanmaya başladı. 1950’lerde (Demokrat Parti döneminde) sendikal haklarda yaşanan daralmalara rağmen işçi sınıfı sessiz kalmadı ve grev hakkı için verdiği mücadeleyi giderek yükseltti. Bu mücadele, 1 Mayıs’ın ilerleyen yıllarda yeniden kitlesel olarak kutlanmasının zeminini hazırladı.
1961 Anayasası’nın sağladığı görece özgürlük ortamıyla birlikte sınıf mücadelesi de büyümeye devam etti. 1960’lı yıllar işçi sınıfının politik alanda önemli ölçüde güçlendiği yıllardı. 1967’de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurulması bu gücün önemli bir göstergesiydi. Sınıf siyasetinin ve sosyalist mücadelenin güçlenmesiyle birlikte 1976 yılında 1 Mayıs İstanbul’da ilk defa Taksim Meydanı’nda kutlandı. İşçi sınıfının gücünü ve taleplerini haykırdığı bu görkemli mitinge ülkenin dört bir yanından gelen yüz binlerce emekçi katıldı.
Ertesi yıl ise Türkiye toplumsal tarihinin en travmatik olaylarından biri 1 Mayıs 1977’de yaşandı. DİSK’in çağrısıyla Taksim Meydanı’nda toplanan yaklaşık 500 bin kalabalığa, henüz miting başlamadan meydanı çevreleyen binalardan açılan ateş ve polis panzerlerinin kalabalığın üzerine sürülmesiyle birlikte büyük bir katliam gerçekleşti. Açılan ateş ve ardından çıkan izdiham sonucu resmi kayıtlara göre 34 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. “Kanlı 1 Mayıs” olarak tarihe geçen bu katliamla ilgili açılan davalar ise zaman aşımına uğradı.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan askeri yönetim, 1 Mayıs’ı resmi tatil olmaktan çıkardı ve her türlü kutlama ve gösteriyi en ağır şekilde yasakladı. 1980’lerin büyük bir bölümünde 1 Mayıs’lar tam bir sessizlik içinde geçti.
1990’larla birlikte işçi hareketi ve sendikal mücadele yeniden canlandı. 1996 yılında dönemin İstanbul Valiliği, 1 Mayıs için Taksim yerine Kadıköy’e izin verdi. Yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı kutlamalar öncesinde polis müdahalesi başladı. Polisin sert müdahalesi sonucu çıkan olaylarda, aralarında Hasan Albayrak ve Dursun Adabaş’ın da bulunduğu 3 kişi hayatını kaybetti. Bu olay, 1977’den sonra 1 Mayıs’ta yaşanan ikinci büyük katliamdı.
2008 yılında TBMM, 1 Mayıs’ı “Emek ve Dayanışma Günü” adı altında resmi tatil günü olarak kabul etti ve bu karar 2009 yılında yasalaşarak yürürlüğe girdi.
Bu karar, 1980 darbesiyle kaybedilen statünün bir anlamda iadesiydi ancak “İşçi Bayramı” isminin kaldırılması ise 1 Mayıs’ın politik anlamının silikleştirilmesini amaçlıyordu.
2009’dan itibaren resmi tatil olmasına rağmen Taksim Meydanı, hükümet ve İstanbul Valiliği tarafından her yıl farklı gerekçelerle (inşaat çalışmaları, güvenlik endişeleri, yayalaştırma projesi gibi) kutlamalara kapatıldı. Sendikaların ve siyasi partilerin tüm ısrarlı çağrılarına rağmen, Taksim’e çıkmak isteyen gruplara karşı şiddetli müdahaleler gerçekleşti. Bu dönemde Taksim’de sadece 2010, 2011 ve 2012 yıllarında 1 Mayıs kutlamalarına izin verildi. 2013 yılına gelindiğinde Taksim yasağı tekrar getirildi. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen sendikalara ve sol – sosyalist kurumlara polisin şiddetli müdahalesi gerçekleşti. Devamındaki yıllarda 1 Mayıs kutlamaları İstanbul’un ve ülkenin çeşitli meydanlarında gerçekleşti. Kitlesel katılımların sağlandığı bu mitinglerde işçi sınıfının talepleri güçlü bir biçimde dile getirildi.
Ülkemizin sınıf mücadelesinin önemli bir günü olan 1 Mayıs çeşitli yıllarda yasaklanmasına, bastırılmaya çalışılmasına rağmen işçi sınıfının mücadelesiyle kazandığı bir gündür. Farklı iktidarlar benzer politikalarla bu günün politik anlamda içini boşaltmaya çalışsa da bu amaçlarını gerçekleştiremediler. 1 Mayıs, ülkemizin sınıf hareketi açısından önemli bir mücadele günü niteliğini korumaya devam edecektir.

