Biz başka alem isteriz

“Türkiye Yüzyılı”nda Liseli Olmak

“Türkiye Yüzyılı”nda Liseli Olmak

21 Eylül günü yazımı bitirmiştim. 22 Eylül sabahı uyandığımda ise gözümü açar açmaz bir son dakika haberi gördüm, “Manisa’da okula saldırı, ağır yaralı öğrenciler var.”

Biz ülkemizin, bizlerin halini yazarken, tartışırken, gerçeklerin sesini yükseltmeye çabalarken iktidar da her seferinde yalanlama, üstünü örtmeye çalışma peşinde, bunu biliyoruz ancak yaşanan bu acı olay ile birlikte söylediklerimizde de mücadelemizde de ne denli haklı olduğumuzu maalesef yine gördük.

Okullar basılıp silahlı saldırılar olurken, üniversitelerde faşistler öğrencilere palayla saldırırken, iş yerlerinde işçi cinayetleri, MESEM cinayetleri işlenirken, yurtlarda ihmaller yüzünden öğrenciler katledilirken, tarikat yurtlarında tecavüzler, intiharlar yaşanırken iktidar ve yandaşları ise bizimle alay edercesine açıklamalar yapmaktalar. 21 Eylül’de yani dün Milli Eğitim Bakanı sosyal medya hesabı üzerinden diğer bakanlıklarla ortaklaşa “Okul Güvenliği İş Birliği Protokolü”nü imzaladıklarını ilan etti. 24 saat geçmeden Manisa’daki okul saldırısı gerçekleşti. Sorunlar ortada olduğu gibi sorumlular da ortada…

Yaşanan acı olayı münferit bir vakaymış gibi ele alan açıklamalara ne demeli? Bu olaydan önce Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş’ta okul saldırıları yaşanmadı mı? Her geçen gün bu saldırılara yenilerinin eklenmesi bile olayın münferit olmaktan ne kadar uzak olduğunu göstermeye yeter de artar bile. Bir öğrenci evinden çıkıp okuluna güvenle varamıyorsa ya da tam tersi okuldan çıkıp evine, ailesine geri dönemiyorsa güpegündüz sokak ortasında hatta okulunda saldırıya uğruyorsa, bu duruma hiç kimse münferit vaka diyemez. Münferit vaka diyenler görevlerini yerine getirmeme suçunu örtmeye çalışanlardır.

Bugün yaşananlar AKP iktidarının, bir iktidarın en temel görevi olan yaşam hakkını sağlama görevini dahi yerine getiremediğini, kamusal ve toplumsal düzeni çökerttiğini bir kez daha tescilledi.

“Türkiye Yüzyılı” dedikleri; eğitime, okullara, liselere neler getirdi ve getirebilir incelediğimiz yazımızda yazdıklarımızın en büyük kanıtını ne yazık ki bugün yaşanan saldırı oluşturuyor.

Dün yazdığım yazıya böyle bir ekleme yapmayı hiç istemezdim…

“Türkiye Yüzyılı”nda Liseli Olmak

Yeni eğitim ve öğretim yılı liseliler için başladı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yeni döneme başlarken açıklamalar yaptı. Açıklamalarında fiziki şartların iyileştirilmesine, öğretmen sayısının artırılmasına, müfredatın yenilenmesine, önümüzdeki yıl bütün öğretim kademelerinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli‘ne geçilmiş olacağını, “geçmişteki aşırı bilgi yüklü ve şişkin müfredatın” 2013’ten itibaren kademeli olarak sadeleştirildiğini ve 2014’te dershanelerin kapatılarak eğitimdeki “FETÖ vesayetinin” kırılmasına değindi.

Ekranlardan boca edilen bu masallarla lise sıralarındaki gerçeklik arasında koca bir uçurum var. İktidarın “şişkin müfredatı sadeleştiriyoruz” dediği şey eğitimin laiklikten, bilimsellikten arındırılması ve niteliksiz hale getirilmesidir. Müfredat daraltılmasıyla birlikte dil dersleri azaltıldı ve din derslerinin çoğaltıldı, evrim artık kitaplarda geçmiyor bile. Maneviyat dersleri ve ahlak dersleriyle “dindar ve kindar” bir nesil çabası sürüyor.

“FETÖ vesayeti kırıldı” propagandası ise Tekin için iddialı bir açıklama olmuş. Zamanında aleni bir şekilde bizlerin tarikat ve cemaat kendisinin STK olarak ifade ettiği kurumlarla iş birliği yaptığını ve yapacağını söylemişti. Sivil toplum kuruluşu, vakıf, dernek isimleri altında liselere tarikatları ve cemaatleri doluşturduğunu görüyoruz.

Lise koridorlarımız, panolarımız gericilikle donatılırken bir yandan da sıra arkadaşlarımız “MESEM” adı altında emek sömürüsü yaşıyor. Sadece emek sömürüsü de değil. “MESEM” altında yüzlerce arkadaşımız sermayenin adeta önüne fırlatılıyor. Yaşıtlarımız haftanın dört günü sanayilerde, atölyelerde ucuz iş gücü olarak köle gibi çalıştırılıyor. Denetimsizlik ve kar hırsı yüzünden iş cinayetlerinde can veriyorlar. Patronlar ise “bedava iş gücü” bulurken iktidarı alkış yağmuruna tutuyor. Liselilere reva görülen ya cehalet ya da sanayilerde, atölyelerde ölüm oluyor.

Sömürü sadece sanayilerle ve atölyelerle de sınırlı kalmıyor. Lise kapısından içeri adım attığımız anda başlıyor. Temizlik personeli dahi olmayan, sabunsuz, peçetesi olmayan tuvaletlere mahkum ediliyoruz. Devlet okullarında “bağış” adı altında ailelerimizden zorla haraç kesiliyor, ailelerimiz bu parayı veremeyince tehdit ediliyor. Acıktığımızda bir tost yemek bile lüks olmuş durumda. Zengin ailelerinin çocukları sanat, sporla uğraşırken emekçi ailelerin çocukları laboratuvarı olmayan, kütüphanesi yıkık dökük, boş, spor salonu olmayan okullara mahkum ediliyor.

Bu düzen, düşünen, üreten ve sorgulayan bir kuşak değil, tarikatların gericilikleriyle zehirlenen, geleceksiz ve güvencesiz bir kuşak yaratıyor. Zenginin parasını vererek en iyi eğitimleri aldığı, emekçi ailelerin imam hatiplere, niteliksiz hale getirdikleri eğitime mahkum eden bu iktidar bizlere gelecek vadedebilir mi?

Her ne kadar bu düzen bu iktidar bize bir şey vadetmese de bize her yerden gericilikle, baskılarla saldırsa da bu gençliği teslim alamaz bunu da çok iyi biliyoruz. Liselilerin öğretmenleri için, öldürülen arkadaşları için, laiklik için verdikleri mücadele ve eylemlerle bu düzene teslim olmayacağımızı gösterdik.

Biz, bilimin, emeğin yolunda laik, eşit ve özgür bir geleceği inşa etmek için kararlıyız. Bu memleket gericilerin, sermayedarların altında ezilmeyecek gençliğin verdiği mücadeleyle karanlıklardan aydınlığa kavuşacak.

Paylaş