Biz başka alem isteriz

Alman Köylü Savaşı ve Şeyh Bedreddin İsyanı

Alman Köylü Savaşı ve Şeyh Bedreddin İsyanı

Bu yazının ana motivasyonu Bilge Umar’ın “Börklüce” romanıdır. Bir roman olması kafanızı karıştırmasın. Yazar tarihi belgelere dayanarak isyanı, isyanın sosyo-politik zeminini ve nasıl gerçekleşip nasıl yenildiklerini anlatıyor. Yazarın kendi ifadesiyle “Bu kitap %10 romandır”.

Anadolu’nun da kendi devrimci geleneği vardır.[1]

Börklüce Mustafa İsyanı veya Şeyh Bedreddin isyanı günümüz İzmir ve Aydın ili sınırları içerisinde 15. yy başında patlak verdi.

İlk olarak Timur’un İzmir ve çevresini zaptı, sonrasında ise 11 yıl süren fetret devri boyunca Şehzadeler arası savaştan dolayı gıda eksikliği, yağmalar ve artan vergiler halkın sırtında büyük bir yük oluşturdu. İsyanın sosyo-politik zemini burada aranmalı.

İsyan ilk olarak Karaburun’da başladı ve çevre kasaba ve köylere yayıldı. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal önderliğinde köylüler (esnaf ve denizciler arasında da taraftar toplamıştır) mülkiyetin ortak olduğu sömürüsüz bir düzen ameliyle yola çıktılar. Nazım’ın deyimiyle “yârin yanağından gayri her şeyde her yerde hep beraber! Diyebilmek için”

Şeyh Bedreddin’in müridi ve aynı zamanda isyanın da önderi Börklüce Mustafa’nın bir tasavvufçu olduğunu biliyoruz. Bölgede isyanın başlaması için tüm koşullar elverişlidir. Halk sefalet ve açlık içinde ve paşaların zorlamalarından bıkmış vaziyettedir. Türkmen köylüler, Yahudi esnaflar ve Rum Denizciler arasında taraftar toplarlar. Bu kozmopolit yapı kendileri için bir tezat oluşturmaz, mezhep ve din farkı gözetmezler. Zaten savaş ve yıkımdan fazlasıyla etkilenen kitlelerin Börklüce’nin düşünceleri çevresinde bir araya gelmesi de yadsınacak bir eylem değildir. Asıl mücadele paşalara ve beylere karşı olup amaçları ise her şeyin ortaklaşa ve herkesin eşit olduğu bir düzen kurmaktır. İşte sosyalistleri ilgilendiren kısım burada başlıyor. Bu bir komünizm denemesi midir? Din ve komünizm yan yana gelir mi?

Açalım…

İsyancıların meşruiyet zemini dinseldir. Bedreddinciler propagandalarını elbette ki dinsel olan üzerine kurarlar. Başka türlü olması da beklenemez. Engels ”Alman Köylü Savaşı” eserinde şunları kaleme alır:

”On altıncı yüzyılın ‘din savaşları’nda da her şeyden önce çok somut maddi sınıf çıkarları söz konusuydu ve bu savaşlar, tıpkı daha sonra İngiltere’de ve Fransa’da ortaya çıkan iç çatışmalar gibi, sınıf mücadeleleriydi. Bu sınıf mücadelelerinin o dönemde dinsel işaretler taşıması, tek tek sınıfların çıkarlarının, ihtiyaçlarının ve taleplerinin dinsel bir örtünün altında gizlenmesi, işin özünü hiçbir şekilde değiştirmez ve dönemin koşullarıyla kolayca açıklanabilir.”[2]

Alman Köylü Savaşında yoksul kitlelerin önderi Thomas Müntzer bir vaizdir. (Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde hatırasına istinaden 5 Marklık banknotun üstünde portresi bulunuyordu.)

15. yüzyılda henüz işçi sınıfı sahnede yoktur, bilimsel sosyalizm yoktur ama şunu da açıkça belirtelim ki köylü isyanlarının açık bir şekilde eşitlikçi ve devrimci yönü vardır. Marksist teoride devrimin ana gücü işçi sınıfıdır. Ekim devriminde bir işçi-köylü ittifakından söz edebiliriz fakat esas olarak devrimci sınıf proletarya öne çıkar. Köylü isyanlarının başarısız olma sebeplerinden biri; toprağa dayalı üretimde köylü sınıfının proletarya kadar organize olamaması ve küçük toprak sahibi köylülerin kendi mülklerini korumak için egemenlerle işbirliğine girişmeleridir. Proletarya; bilinci, örgütlülüğü ve disipliniyle tek devrimci güçtür. Köylü isyanlarının bir sınıf mücadelesi olduğunu biliyoruz ama burjuvazinin ve dolayısıyla ticaretin gelişmemesi köylüler arasındaki etkileşimi kısıtlar. Bu yüzdendir ki Alman köylü savaşının kaybedilmesinin nedenlerinden biri de merkeziyetçi yapının bulunmamasıdır.

Yukarıda Engels’den alıntıladığımız, dönemin koşulları ile devam edelim. İktidarın yeryüzüne inişi Fransız Devrimi’nden sonra vücut bulmuştur. Devrimden sonra artık güç Tanrıdan değil yurttaşlardan gelir. Ama 15.yy için durum böyle değildi. Feodal düzen hakimdi ve bilimin gücü çok sınırlıydı (özellikle yazımızın konusu Şeyh Bedreddin isyanı döneminde Anadolu’da). Bu şartlar altında  isyanın motivasyonu elbette ki ”Allah’ın emri budur. Her şey ortaktır. doğru yol budur” şeklinde olmasında da şaşılacak bir durum yoktur.

Ortaçağda hükümdarlar meşruiyetini Tanrıdan alırlardı. Ve yine aynı şekilde krala, soyluya başkaldıran da meşruiyetini tanrıdan almıştır. Dönemin siyasi dünyasında taleplerin dinsel temeldedir. Savaşan, isyan eden ve fetheden; tanrı adına bunu yapar.

19.yy’da işçi sınıfı burjuvaziden sonra ana vurucu güç olarak sahnededir ve bilimsel düşünce galiptir. Tinsel olanın yani ruhani olanın bir önemi kalmamıştır. Marx ve Engels’in bilimsel sosyalizmi bize bu konuda fener olur. Günümüz dünyasında işçi sınıfının talepleri bilimsel bir temele oturur.

Alman Köylü Savaşına ve Müntzer’den devam etmek gerekirse, 16.yy Almanya’sında köylüler ve plebler (şehirli alt sınıf) artık egemenlerden bıkmış ve kendi taleplerini seslendirecek cesareti bulmuşlardı. Martin Luther ve Thomas Müntzer köylü savaşının iki ana figürü olarak karşımıza çıkar. Martin Luther’in devrimci bir şekilde başlayan hareketi daha sonradan köylülerin talepleri görmezden gelinerek egemen sınıfların yararına yani sınıf uzlaşmacı bir çizgiye oturmuştur. Engels, Lutherci partinin bu konumlanışını 1848 devrimlerinde işçi sınıfına ve devrime ihanet eden Alman liberallerine benzetir. Müntzer ise devrimci çizgisini her zaman korumuş ve taleplerinden ödün vermeyip eşitlikçi adil bir düzen için tanrının krallığını yeryüzünde kurmak için köylülerle birlikte savaşmıştır. Müntzer daha sonrasında Sosyalist Almanya’da Alman Sosyalist Hareketinin tarihsel bir figürü olarak öne çıkar.

Engels kitabında isyanın neden başarısız olduğunu veya daha doğru bir ifadeyle neden başarısızlığa mahkum olduğunu açıklar, dönemin sosyo-politik şartları buna el vermez.[3]

Kendi topraklarımıza dönelim. Şeyh Bedreddin isyanının bu topraklardaki devrimci, isyancı geleneğe katkıları yadsınamaz bir gerçektir. Şüphesiz iştirakçi komünist bir harekettir. Yoksul köylüleri ağalara ve beylere karşı örgütlemeyi başarmış ve bunu “ortaklaşa” şiarıyla yapmışlardır. Değerlidir, tarihimizdir ve sahiplenmeliyiz.

Bu topraklarda devrimci, isyancı gelenek mevcuttur. Günümüzde 15.yy’da olmayan çok güçlü bir silaha sahibiz: Bilimsel Sosyalizm.



[1] Engels  “Alman Köylü Savaşı” eserine “Almanların da kendi devrimci geleneği vardır” cümlesiyle başlar. Biz de yazımıza onu selamlayarak başlayalım.

[2] “Alman Köylü Savaşı” Friedrich Engels Çev. Okay Gönensin.

[3] Meraklı okuyucu Engels’in bu başyapıtına göz gezdirecektir.

Paylaş