Biz başka alem isteriz

Dilbilimi Sorunu ve Marksizm

Dilbilimi Sorunu ve Marksizm

Ülkemizde ve dünya genelinde dil meselesi yıllardan beri tartışılan bir başlık. Bu başlığa sosyalist bakış açısının tarihsel deneyimler içerisinde nasıl olduğunu açıklamak ve dil sorunu içerisinde sosyalistlerin deneyimlerinde büyük roller oynamış öncülerin kalemlerinden bu soruna nasıl bakıldığı, nasıl çözümler sunulduğunu aktarmak adına Josef Stalin’in Pravda gazetesinden yayımlanmış1 “Dilbilimi Sorunu ve Marksizm” makalesindeki soruları çevirerek yayınlıyoruz.

SORU: Dil, altyapının üzerinde yükselen bir üstyapı mıdır?

Cevap: Hayır doğru değildir. Altyapı, toplumun gelişiminin belirli bir aşamasındaki ekonomik yapıdır. Üstyapı ise toplumun politik, hukuki, dinî, sanatsal ve felsefi görüşleri ile bunlara karşılık gelen politik ve hukuki kurumlarıdır.

Her altyapının kendisine karşılık gelen bir üstyapısı vardır. Feodal altyapının, ona karşılık gelen kendi üstyapısı; kapitalist altyapının, ona karşılık gelen kendi üstyapısı vardır. Sosyalist altyapının da kendisine karşılık gelen bir üstyapısı vardır. Eğer belirli bir altyapı değişir veya ortadan kaldırılırsa, bunun ardından ona karşılık gelen üstyapı da değişir veya ortadan kalkar. Yeni bir altyapı ortaya çıkarsa, buna karşılık yeni bir üstyapı da ortaya çıkar.

Bu bakımdan dil, üstyapıdan temelden ayrılır.

Bunun örneği Rus toplumu ve Rus dilidir. Otuz yıllık bir süreç içerisinde Rusya’da eski kapitalist altyapı ortadan kaldırılmış ve yeni, sosyalist bir altyapı kurulmuştur. Buna bağlı olarak kapitalist altyapının üstyapısı da ortadan kaldırılmış ve sosyalist altyapıya karşılık gelen yeni bir üstyapı yaratılmıştır. Eski politik, hukuki ve diğer kurumların yerini yeni sosyalist kurumlar almıştır.

Bütün bunlara rağmen Rus dili, Devrim’den önce nasılsa, esas itibarıyla öyle kalmaya devam etmiştir.

Bu süreç içerisinde Rus dilinde neler değişmiştir? Her şeyden önce, Rus dilinin söz dağarcığı belirli ölçüde değişmiştir. Dil, birçok yeni kelime ve ifadeyle zenginleşmiştir. Bu yeni kelime ve ifadeler; yeni sosyalist üretimin, yeni devletin, yeni sosyalist kültürün, yeni toplumsal ilişkilerin ve yeni ahlak anlayışının yanı sıra teknoloji ve bilimin gelişmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Bazı kelime ve ifadelerin anlamları değişmiş, bunlar yeni anlamlar kazanmıştır. Artık kullanılmayan bazı kelimeler ise dilin söz dağarcığından çıkmıştır.

Fakat Rus dilinin temelini oluşturan temel söz dağarcığı ve gramer yapısı, kapitalist altyapının ortadan kaldırılmasının ardından ortadan kalkmamıştır. Bunların yerine yeni bir temel söz dağarcığının ve yeni bir gramer sisteminin geçirilmesi söz konusu olmamıştır. Rus dilinin temel söz dağarcığı ve gramer yapısı esas itibarıyla korunmuş ve ciddi bir değişikliğe uğramamıştır. Bunlar modern Rus dilinin yapısında da varlığını sürdürmüştür.

Burada ayrıca şu husus da belirtilmelidir: Üstyapı altyapının bir ürünüdür; ancak bundan, dilin yalnızca altyapıyı yansıtan bir üstyapı olduğu sonucu çıkarılamaz. Dil, kendi altyapısının, sınıfların ve toplumsal düzenin kaderine kayıtsız, edilgen ve tarafsız bir şey değildir. Tam tersine, ortaya çıktıktan sonra etkin bir güç hâline gelir. Altyapının şekillenmesine ve sağlamlaşmasına aktif olarak yardım eder; yeni sistemin eski altyapıyı ve eski sınıfları ortadan kaldırmasına yardım eder.

Başka türlü olması da mümkün değildir. Üstyapı, kendi altyapısının şekillenmesine, sağlamlaşmasına ve eski, yok olmaya yüz tutmuş altyapıyla birlikte onun eski üstyapısının ortadan kaldırılmasına yardımcı olmak üzere altyapı tarafından yaratılır.

Dil ise bu bakımdan üstyapıdan temelden ayrılır.

Dil, şu veya bu altyapının ürünü değildir. Dil, belirli bir toplumun bütün tarihinin, o toplumun yüzyıllar boyunca süren gelişmesinin ürünüdür. Dil, herhangi bir sınıf tarafından değil, bütün toplum, toplumun bütün sınıfları ve yüzlerce kuşak tarafından yaratılmıştır. Dil, herhangi bir sınıfın ihtiyaçlarını karşılamak için değil, bütün toplumun ve toplumdaki bütün sınıfların ihtiyaçlarını karşılamak için yaratılmıştır.

Tam da bu nedenle dil, bütün toplumun ortak dili, bütün halkın ortak iletişim aracı olarak meydana gelmiştir.

Dolayısıyla dilin toplumsal işlevi, yalnızca bir sınıfın başka bir sınıfa egemen olmasını sağlamak değildir. Bunun tersine, dil bütün topluma ve toplumdaki bütün sınıflara eşit biçimde hizmet eden bir araçtır. Dilin bu özelliği, onun neden hem eski, çürümekte olan sisteme hem de yeni yükselen sisteme; hem eski hem de yeni altyapıya; hem ezenlere hem de ezilenlere hizmet edebildiğini açıklar.

Rus dilinin Ekim Devrimi’nden önce Rus kapitalizmine ve Rus burjuvazisine hizmet ettiği kadar, bugün sosyalist sisteme ve Rus toplumunun sosyalist kültürüne de hizmet ettiği herkesçe bilinen bir gerçektir.

Aynı şey Ukraynaca, Belarusça, Özbekçe, Kazakça, Gürcüce, Estonca, Litvanca, Letonca, Moldovaca (Rumence), Tatarca, Azerbaycanca, Başkurtça, Türkmence ve Sovyet uluslarının diğer dilleri için de söylenebilir. Bu diller de, söz konusu ulusların eski burjuva sistemlerine hizmet ettikleri gibi, yeni sosyalist sisteme de hizmet etmektedirler.

Bunun başka türlü olması mümkün değildir. Dil vardır ve toplumun tamamına, halkların birbirleriyle iletişim kurmasına ve anlaşmasına hizmet eder. Ortak dil, sınıf farklarını gözetmeksizin toplumun bütün üyelerine eşit biçimde hizmet eder.

Eğer bir dil bütün halkın ortak dili olma niteliğini yitirir ve yalnızca belirli bir toplumsal gruba hizmet etmeye başlarsa, toplumun ortak iletişim ve anlaşma aracı olma niteliğini kaybeder. Böyle bir durumda dil, toplumun farklı kesimleri arasındaki ortak iletişim aracı olmaktan çıkar ve belirli bir toplumsal grubun jargonu hâline gelir. Böyle bir dil ise kaçınılmaz olarak gerilemeye ve sonunda ortadan kalkmaya mahkûm olur.

Bu bakımdan dil, ilkesel olarak üstyapıdan ayrılmakla birlikte, üretim araçlarına, örneğin makinelere benzetilebilir. Dil, makineler gibi, hem kapitalist sisteme hem de sosyalist sisteme hizmet edebilir. Dilin kendisi, şu veya bu ekonomik sisteme ait özel bir üstyapı kurumu değildir.

Üstyapı ise kendi ekonomik altyapısıyla birlikte ortaya çıkan ve belirli bir dönemin ekonomik yapısına karşılık gelen bir üründür. Bu nedenle üstyapı kısa ömürlüdür. Kendisine temel oluşturan altyapı ortadan kalktığında, ona karşılık gelen üstyapı da ortadan kalkar.

Dil ise bunun tersine, birçok toplumsal dönemin ürünüdür. Kendi gelişme süreci içerisinde zenginleşir, gelişir ve yetkinleşir. Bu nedenle bir dil, herhangi bir üstyapıdan ve hatta herhangi bir altyapıdan çok daha uzun süre yaşar.

Bu gerçek, yalnızca belirli bir altyapının ve ona karşılık gelen üstyapının ortadan kalkmasını değil, aynı zamanda birçok altyapının ve bunlara karşılık gelen birçok üstyapının ortaya çıkıp ortadan kalkmasını da açıklar.

Eğer belirli bir dil, eski altyapı ve üstyapılarla birlikte ortadan kalkmış olsaydı, yeni bir dilin, yeni bir söz dağarcığının ve yeni bir gramer yapısının ortaya çıkması gerekirdi. Oysa tarihin gösterdiği şey bunun böyle olmadığıdır.

Puşkin’in ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra Rusya’da feodal sistem ve kapitalist sistem ortadan kaldırılmış ve üçüncü bir sistem, sosyalist sistem ortaya çıkmıştır. Böylece iki farklı altyapı ve bunlara karşılık gelen iki farklı üstyapı ortadan kalkmıştır. Yeni sosyalist altyapı, kendisine karşılık gelen yeni üstyapısıyla birlikte ortaya çıkmıştır.

Buna rağmen Rus dilini ele aldığımızda, bütün bu uzun tarihsel süreç içerisinde dilin temel yapısında herhangi bir köklü değişiklik meydana gelmemiştir. Modern Rus dili, bu bakımdan, Puşkin dönemindeki Rus dilinden esas itibarıyla çok az farklıdır.

Peki, bu dönem içerisinde Rus dilinde neler değişmiştir?

Rus dilinin söz dağarcığı önemli ölçüde yenilenmiş ve genişlemiştir. Gereksiz ve kullanılmayan birçok kelime söz dağarcığından çıkarılmıştır. Birçok kelimenin anlamı değişmiş ve yeni anlamlar kazanmıştır. Dilin gramer yapısı gelişmiş ve yetkinleşmiştir.

Bununla birlikte Puşkin dönemindeki Rus dilinin temel yapısı, gramer yapısı ve temel söz dağarcığı, ana çizgileriyle modern Rus dilinin temelinde varlığını korumuştur.

Bu durum son derece anlaşılırdır.

Devrimden sonra, yeni üstyapının ihtiyaçlarını karşılamak için mevcut dilin yapısının, gramerinin ve temel söz dağarcığının yok edilmesi ve bunların yerine yenilerinin konulması gerekli midir?

“Su”, “toprak”, “dağ”, “orman”, “balık”, “insan”, “yürümek”, “yapmak”, “üretmek”, “ticaret yapmak” gibi kelimelerin başka bir biçimde ifade edilmesinin ne anlamı vardır? Mevcut grameri, kelimeleri ve cümlelerdeki kelime birleşimlerini kullanmak yerine bütünüyle başka bir gramer yapısına geçmenin ne gibi bir yararı olabilir?

Devrim, dilde böyle büyük ve yapay bir değişiklik gerçekleştirmekten ne gibi bir kazanım elde edebilir?

Tarih, özel bir zorunluluk bulunmadıkça, dilde büyük ve ani değişikliklerin meydana gelmediğini göstermektedir. Eğer yeni sistemin ihtiyaçlarını karşılamak bakımından mevcut dilin ve onun yapısının temelde tamamen uygun olduğu kanıtlanmışsa, böyle bir “dil devrimi” için ne gibi bir zorunluluk olabilir?

Eski üstyapı, yeni üretici güçlerin gelişmesi için gerekli alanı açmak amacıyla ortadan kaldırılmalı ve yerine yenisi kurulmalıdır. Fakat mevcut bir dil, toplumsal yaşamda anarşiye ve toplumun çözülmesine yol açmadan birkaç yıl içerisinde nasıl bütünüyle başka bir dille değiştirilebilir?

Böyle bir görevi hangi Don Kişot kendisine görev edinebilir?

Son olarak, üstyapı ile dil arasında daha da önemli bir ayrım vardır.

Üstyapı, insanın üretici faaliyetiyle doğrudan bağlantılı değildir. Üretimle ekonomi ve altyapı aracılığıyla dolaylı olarak bağlantılıdır. Bu nedenle üstyapı, üretim araçlarının gelişme düzeyini doğrudan ve anında göstermez. Altyapıda meydana gelen değişikliklerin ardından ortaya çıkar ve bu değişiklikleri yansıtır. Bu durum, üstyapının hareket alanının görece sınırlı ve dar olduğunu gösterir.

Dil ise bunun tersine, insanın üretici faaliyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Dil yalnızca üretim sürecinde değil, insan faaliyetinin bütün alanlarında kullanılır. Üretimden altyapıya, altyapıdan üstyapıya kadar uzanan bütün toplumsal süreçlerde dil doğrudan yer alır.

Bu nedenle dil, üretimde meydana gelen değişiklikleri altyapıda bir değişiklik meydana gelmesini beklemeksizin hemen ve doğrudan yansıtır. Bu yüzden dilin etki alanı insan faaliyetinin bütün alanlarını kapsar ve üstyapının etki alanından çok daha geniş ve kapsamlıdır. Hatta pratik olarak sınırsızdır.

Her şeyden önce bu durum, bir dilin ve onun söz dağarcığının neden sürekli değişim içerisinde olduğunu açıklar.

Sanayinin ve tarımın, ticaretin ve ulaşımın, teknoloji ve bilimin sürekli gelişmesi, dilin söz dağarcığının da sürekli yenilenmesini gerektirir. Dil, söz dağarcığını yeni kelimelerle zenginleştirerek ve gramer yapısını geliştirip yetkinleştirerek bu ihtiyacı karşılar.

Bu bağlamda:

a) Bir Marksist, dili altyapının üzerinde yükselen bir üstyapı olarak tanımlayamaz.

b) Dili üstyapıyla özdeşleştirmek veya dil ile üstyapıyı birbirine karıştırmak, Marksist toplum teorisi bakımından ciddi bir yanlıştır.

  1. Pravda gazetesinin 20 Haziran, 4 Temmuz ve 2 Ağustos 1950 tarihli sayılarında yayınlanmıştır. ↩︎
Paylaş